KADINLAR İÇİN MÜTHİŞ BİR KAZANIM ANCAK İŞVEREN DE DESTEKLENMELİ
Ekonomik Kalkınma ve İş birliği Örgütü (OECD) ülkelerinde “ücretli” doğum izni rekoru 58 hafta ile Bulgaristan’da. Onu 56 hafta ile Yunanistan, 39 hafta ile İngiltere, 34 hafta ile Slovakya ve 30 hafta ile Hırvatistan takip ediyor. OECD ülkelerinde “ücretli” doğum izni ortalaması ise 18.4 hafta.
Türkiye, 16 haftalık ücretli doğum izni ile Avusturya, Hollanda, Fransa, İspanya, Letonya ve Kanada gibi ülkelerle listenin en altındaydı. Ta ki düne kadar!
ARTIK İLK 10’DAYIZ
Bakan Mahinur Özdemir Göktaş verdi müjdeyi: “Çalışan tüm annelerin doğum izninin 16’dan 24 haftaya, babalık izinleri ise 10 güne çıkarıldı.” Ve böylece Türkiye, kadınlara verilen “ücretli” doğum izni konusunda birçok Avrupa ülkesini geride bıraktı ve listede ilk 10’a yükseldi.
13 yıl önce oğlumu ilk kucağıma aldığımda, 3 ay izin yapabilen bir çalışan ve henüz bebeğini emzirirken işe dönmek zorunda kalan, dolayısıyla da aklı hep çocuğunda kalan bir anne ve de kadın haklarının iyileştirilmesi konusunda çalışan bir gazeteci olarak bu yasayı uzun zamandır bekliyordum. Kadınlar açısından müthiş bir kazanım.
İLK 6 AYDA İŞTEN AYRILMA YÜZDE 40
Ama Türkiye’de kadınların eğitim düzeyi hızla yükselse de işgücüne katılımları aynı paralellikte değil. Bakım yükümlülükleri de büyük ölçüde zaten kadınların üzerinde. Bu da istihdamda süreklilik ve verimliliği kısıtlamakta.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın “İşgücü Piyasası ve Kadın İstihdamı Ekseninde Aile Dostu Politikalar” araştırmasına göre, doğum sonrası ilk 6 ayda kadınların yaklaşık yüzde 40’ı, 12 aylık süreçte ise yüzde 56.5’i işten ayrılıyor. Sorum şu: 24 haftalık ücretli doğum izni kadınların iş hayatına katılımını nasıl etkiler?
Türkiye Kadın Girişimciler Derneği (KAGİDER) Yönetim Kurulu Başkanı Esra Bezircioğlu verdi yanıtını: “Doğum izninin 24 haftaya çıkarılmasını bir kadın, bir insan olarak çok kıymetli buluyorum. Olması gereken de buydu! Araştırmalarla sabittir ki bir annenin, maddi bir endişe içinde olmadan, 6 ay boyunca bebeğiyle beraber olması psikolojik ve fiziksel açıdan çok önemlidir.”
EVLİLİK VE ÇOCUK SORGULANIYOR
“Ancak yasanın iş veren bacağı biraz ‘kısa’ kalmış. Zira iş verenin bu düzenleme ile ilgili; maaş ya da sigorta- prim indirimi gibi, destek beklentisi vardı. Ancak kabul görmedi. Dolayısıyla bu, kadın istihdamı açısından sorun yaratabilir. Çünkü iş verenler; bekarsanız evlenip, evlenmeyeceğiniz, evliyseniz çocuğunuz olup olmadığı, çocuğunuz varsa ikinci- üçüncüyü yapıp yapmayacağınız gibi başlıkları sorguluyor ve bu konular, ‘caydırıcı unsur’ olarak görülüyor. Bu sebeple yasa, işverenin 24 haftalık ücretli iznin tüm yükünü kendi sırtındaymış gibi hissetmeyeceği destekler ve denetimlerle pekiştirilmeli, ki böylece kadın istihdamı konusunda geri kalınmasın.”
KREŞ VE BAKIM DESTEĞİ ŞART
“Kamu, özel sektör ve yerel yönetimler, çocuk bakımı ve kreş gibi maddi-manevi birçok başlıkta aileleri desteklemeli. Böylelikle 24 haftalık doğum izni ardından kadınlar, çocuklarını kime bırakacaklarına dair endişe duymadan, gözleri arkada kalmadan işe dönecek, adaptasyonları da daha kolay olacaktır.”
DOĞUM İZNİNİN 24 HAFTA OLMASI DOĞUM HIZINI DA ARTTIRACAKTIR
Marmara Üniversitesi Nüfus ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü müdürü Prof. Dr. Mehmet Fatih Aysan ise doğum izninin 24 haftaya çıkarılmasının ‘çocuk sahibi olmak’ ile ‘kariyer yapmak’ arasına sıkışan kadınlar ve hatta ikinci, üçüncü çocuğu planladığı halde maddi- manevi açıdan kendini sıkışmış hisseden kadınlarda doğum hızının artmasına önemli katkısı olacağını söylüyor ve diyor ki: “Biliyoruz ki yasal hak olmasına rağmen ‘işe erken dön’ baskısı gören, bu gerçekleşmez ise ‘işiyle tehdit’ edilen kadınlar var, yasaya rağmen yine de olacaktır. Dolayısıyla iyi denetim şart. Yanı sıra doğum izniyle beraber ailelere verilecek maddi destekler, ekonomik sıkıntılar sebebiyle eve katkı sağlamak adına çocuk yapmayı ya da ikinci, üçüncü çocuğu erteleyen kadınlarla ve eğitimli, genç, yeni neslin doğurganlığının da önünü açacaktır.”

DAHA BÜTÜNCÜL POLİTİKALARA İHTİYAÇ VAR
“Ancak unutulmasın ki maddi yardımlar hiçbir zaman tek başına yeterli değildir. Zira dünya artık eski dünya değil, ‘güvencesizlik’ çağındayız! Savaşlar var, ekonomik ve siyasi çalkantılar var... Yanı sıra ‘modern’ dünyada aile yapısı küçülüyor, ‘biz’ değil ‘ben’ algısı hâkim, boşanmalar artıyor. Dolayısıyla kreş hizmetlerinin ve yanı sıra kaliteli eğitimin, ücretsiz ve erişilebilir olmasından tutun da şehirlerin, yolların, parkların ve hatta sağlık sisteminin yeniden tasarlanmasına kadar, kültürel-sosyal değişimlerin de hesaplandığı, daha bütüncül politikalara ihtiyacımız var.”

6 gün önce
36








English (US) ·