
Kaynak:Cnnturk.com
Bu mübarek günde ibadetlerini huşû içinde eda etmek isteyenler, 16 Ocak Cuma namazı saatleri yaklaştıkça tesbihat ve zikirlerle kalplerini huzura hazırlıyor. Özellikle “Estağfirullah”, “Lâ ilâhe illallah” ve salavat-ı şeriflerle yapılan zikirler, Cuma’nın bereketini artıran önemli ibadetler arasında yer alırken, müminler 16 Ocak Cuma namazı saatleri öncesinde manevi bir hazırlık sürecine giriyor. Böylece hem hutbenin mesajlarına hem de 16 Ocak Cuma namazı saatleri çerçevesinde şekillenen ibadet atmosferine daha güçlü bir şekilde bağlanmış oluyorlar.
16 OCAK CUMA NAMAZI SAATLERİ
Cuma gününün faziletleri içinde, namaz vaktini beklerken veya hutbe öncesi ve sonrası yapılacak zikir ve tesbihler de müminler için önemli bir ibadet fırsatı sunar. Özellikle salavat-ı şerif, estağfirullah ile istiğfar, Lâ ilâhe illallah zikri ve 100 defa çekilen tesbihler Cuma’nın bereketini artıran uygulamalar arasında yer alır. Cuma günleri ayrıca “Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed” diyerek Peygamber Efendimiz’e salavat getirmek, “Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahu Ekber” tesbihatıyla kalbi huzura erdirmek ve okunacak kısa dualarla günahların bağışlanmasını dilemek müminleri manevî olarak güçlendirir. Bu özel günde yapılan zikirler hem kişinin iç dünyasını arındırır hem de Cuma’nın feyzine ortak olmayı sağlar; böylece hutbedeki mesajlarla birleşen ibadetler ruhu daha da derinleştirir.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2026 imsakiye takvimine göre, İstanbul’da 16 Ocak 206 Cuma günü cuma namazı saat 13:19'da kılınacak. Ankara'da 13:03'te, İzmir'de 13:26'da cuma namazı kılınacak.
İL İL 16 OCAK CUMA NAMAZI SAATLERİ İÇİN TIKLAYIN
16 OCAK 2026 CUMA HUTBESİ KONUSU
DİN İSTİSMARI
Muhterem Müslümanlar!
İnsanın yaratılış hikmetlerinden biri, yeryüzünü imar etmektir. İnsan; sahih dini bilgiye ulaştığı ölçüde hikmet üzere bir hayat inşa eder. Bu bilgiden uzaklaşıp heva ve hevesin, cehaletin ve hurafelerin peşine düştüğünde ise, imar yerini ifsada, ıslah yerini bozgunculuğa bırakır.
Aziz Müminler!
Yüce dinimiz İslam, aşırılığı reddetmektedir. Peygamber Efendimiz (s.a.s) bir hadis-i şeriflerinde, “Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Çünkü sizden öncekileri dinde aşırılık helâk etti” buyurmaktadır. İslam, Müslümanların orta yolu tutmalarını, dengeli bir hayat sürmelerini istemektedir. Yüce Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de, “Siz insanlara şahit olasınız, Peygamber de size şahit olsun diye sizi aşırılıklardan uzak bir ümmet kıldık” buyurmaktadır. Durum böyleyken barış ve esenlik dini İslam’ın yüce değerlerini istismar edenler, geçmişte olduğu gibi bugün de varlığını sürdürmektedir. Bu kimselerin asıl gayesi; din kisvesi altında İslam toplumu içinde fitne ve fesat çıkarmak, Müslümanları birbirine düşürmektir.
Kıymetli Müslümanlar!
Dini istismar edenler, kendilerini dinin tek temsilcisi gibi sunarlar. İslam’ı kendi düşüncelerine hapsederler. Sahih dini bilgiye dayanmayan görüşlerini desteklemek için Kur’an-ı Kerim’i ve sünnet-i seniyyeyi gerçek anlamından koparıp keyfi yorumlara yönelirler. Ayrıştırıcı ve dışlayıcı söylemlerini kabul ettirebilmek için hadis-i şerifleri devre dışı bırakmaktan çekinmezler. Şirk, tekfir ve cihad gibi kavramları, cana kıymaya ve Müslümanları katletmeye aracı kılarlar. Kendilerini ıslah edici, tevhidin savunucuları olarak tanıtan bu grupların asıl yüzünü Kur’an-ı Kerim şöyle haber vermektedir: “Onlara ‘Yeryüzünde düzeni bozmayın’ denildiğinde, ‘Biz yalnızca ıslah edenleriz’ derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lâkin anlamazlar.”
Değerli Müminler!
Dinin sahibi Yüce Allah’tır. İslam’ı en doğru şekilde yaşayan Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’dir. İslam’a göre, hiç kimse kendini, Allah ve Resûlü’nün yerine koyamaz. Onlar adına hüküm veremez. Geleneğimizden gelen dini ve tarihi birikimi yok sayamaz. Hiç kimse, dinin asıl temsilcisi olarak kendini göremez. Mutlak doğrunun sadece kendisine ait olduğunu iddia edemez. Şirk ve küfür isnadıyla bir Müslümanı iman dairesinin dışına çıkaramaz. Onun canına, malına ve namusuna kastedemez.
Aziz Müslümanlar!
Maalesef, bugün, Müslüman toplumlar, İslam’ı kendi tekelinde gören, kendinden olmayanı dışlayan tehlikeli bir anlayışla karşı karşıyadır. Dijital mecralarda Müslüman gençlerin zihinlerini bulandırmaya, barış dini İslam’ı şiddetle yan yana göstermeye çalışan bu aykırı gruplar, artık küresel bir problem haline gelmiştir. Birlik ve beraberliğimizi tehdit eden, geleceğimizi karartmak isteyen bu yapılara karşı dikkatli olmalıyız. Gençlerimizin sahih dini bilgiyi, doğru yöntem ve metotlarla, ehil kişilerden almalarına özen göstermeliyiz. Kur’an-ı Kerim, sünnet-i seniyye ve medeniyetimizden neşet eden İslami geleneğimize sahip çıkmalıyız. İslam’a ve Müslümanlara en büyük zararı verenlerin; dinimizi, değerlerimizi ve kavramlarımızı istismar edenler olduğunu unutmamalıyız.











English (US) ·