Naim BABÜROĞLU
Mustafa Kemal Atatürk, “En büyük eserim” dediği Cumhuriyet ile bir ülkeyi karanlıktan aldı, çağdaş uygarlığın aydınlığına taşıdı. Ve Cumhuriyet eşsiz bir nehir gibi coştu tükenmiş yüreklere umut verdi.
Mustafa Kemal’in tarih sahnesine çıkışı, 25 Nisan 1915’te Çanakkale Muharebeleri’yle başlar.
34 yaşında cesur, yakışıklı ve gözü kara bir Türk subayıdır.
19 Mayıs 1919’da Samsun’da başladığı Millî Mücadele Yolculuğu’nda 38 yaşındadır.
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildiğinde 42 yaşındadır.
★★★
Cumhuriyet rejimine giden süreçte;
İlk adımda, 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış,
İkinci adımda, Mili Egemenlik ilkesi 1921 Anayasası’nın birinci maddesi olarak yer almış,
Üçüncü adımda, Sakarya Meydan Muharebesi ve Büyük Taarruz’la işgalcilerin hayalleri yerle bir edilmiş,
Dördüncü adımda, 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış,
Beşinci adımda, 24 Temmuz 1923’te Sevr yırtılarak, Türkiye’nin tapu senedi Lozan Barış Antlaşması imzalanmış,
Altıncı adımda, 13 Ekim 1923’te Ankara başkent yapılmış,
Yedinci adımda, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiştir.
★★★
Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ulaşır ulaşmaz 22 Mayıs 1919’da İstanbul’a Başbakanlığa bir rapor gönderir:
“Millet, millî egemenlik esasını ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir ve bunu gerçekleştirmeye çalışacaktır.”
Bu madde, Cumhuriyet’in habercisiydi.
Egemenliğin kaynağını saraydan alıp, millete devredecek tarihî sürecin ilk işaretlerinden biriydi.
Samsun’a çıktıktan bir ay sonra, 21/22 Haziran 1919’da imzalanan Amasya Genelgesi’nin en önemli maddesi şuydu:
“Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”
Bu sözler, Cumhuriyet’in kendisiydi.
★★★
23 Temmuz-7 Ağustos 1919 Erzurum Kongresi’nde, “Milli kuvvetleri etkin ve milli iradeyi hâkim kılmak esastır” ifadesi kabul edilir.
Ve ardından Sivas Kongre’sinde alınan benzer kararlar, Cumhuriyet’e gidişin göstergeleriydi.
23 Nisan 1920’de kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesi kabul edilmişti.
Yani, aslında fiilen Cumhuriyet yönetimine geçilmişti.
Sadece, doğan çocuğun adı konulmamıştı.
★★★
Görüldüğü gibi...
Mustafa Kemal, Cumhuriyeti bir gecede kurmadı.
Cumhuriyet, Mustafa Kemal’in kafasında uzun yıllar boyunca şekillenen çağdaş Türkiye projesinin bir eseridir.
Gençliğinden itibaren J.J. Rousseau, Montesquieu, Kant gibi yabancı aydınlarla Tevfik Fikret, Namık Kemal, Ziya Gökalp gibi yerli aydınları okumuştu.
Cumhuriyet yönetimini ayrıntılı olarak incelemişti.
★★★
27 Ekim 1923’te hükümet istifa etmiş, hükümet krizi çıkmaza girmişti.
Mustafa Kemal’in uzun zamandır beklediği stratejik fırsat doğmuştu.
Strateji dehası, adımını ne zaman, nerede atması gerektiğini iyi biliyordu.
28 Ekim 1923 akşamı...
İsmet (İnönü) Paşa, Fethi (Okyar) Bey, Kazım (Özalp) Paşa, Kemalettin Sami Paşa, Halit Paşa, Rize Milletvekili Fuat Bey ve Afyonkarahisar Milletvekili Ruşen Eşref Bey’i Çankaya’ya yemeğe davet etti.
Hükümet sorunu görüşüldü.
Ve nihayet, arkadaşlarına, yıllardır bir sır gibi sakladığı hedefini açıkladı:
“Yarın, Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.”
Paşa, “Sırasını beklediğim düşüncenin uygulama anının geldiğine hükmetmiştim” diyecektir.
‘Mutlu, başarılı, muzaffer olacağız’
29 Ekim 1923...
Mustafa Kemal, Meclis’te milletvekilleriyle görüştü.
Bazı milletvekilleri, Mustafa Kemal Paşa’ya halifelik görevini de üstlenmesini önerdi.
Tebessüm ederek reddetti.
Ve Meclis, saat 18.00’de toplandı.
Cumhuriyetin ilanına uzanan sürecin son aşamasına gelinmişti.
Oturumu yöneten İkinci Başkan Vekili İsmet (Eker) Bey, yasa önergesini okudu.
Birinci madde:
“Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir... Türkiye Devleti’nin hükümet şekli Cumhuriyettir.”
★★★
29 Ekim 1923 saat 20.30...
Meclis’te bulunan 158 milletvekilinin “oy birliği” ve “Yaşasın Cumhuriyet” sesleriyle Cumhuriyet ilan edildi.
Bundan 15 dakika sonra, saat 20.45’te Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçildi.
Lider, kürsüye gelir.
Teşekkür konuşmasını, şu sözlerle bitirir:
“Milletin sevgisini daima dayanak noktası sayarak, hep beraber ileriye gideceğiz. Türkiye Cumhuriyeti, mutlu, başarılı ve muzaffer olacaktır.”
Tarihin kıskandığı lider, 42 yaşındadır.

Tablo 10 yılda tersine döndü
Cumhuriyet ilan edildiği gün, Osmanlı’dan devralınan miras:
Türkiye’nin nüfusu 13 milyon.
Okuma yazma oranı; erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4.
Ülkede 72 ortaokul, 23 lise, bir üniversite vardı.
Medreseler askerden kaçma yeri ve gericilik yuvası olmuştu; medreselerde Türkçe yasaktı.
Türkiye’de sadece 337 doktor, 60 eczacı bulunuyordu. Diplomalı ebe sayısı 136 idi.
40 bin köyün 37 bininde okul, yol, posta yok.
Trahomlu insan sayısı üç milyondu; sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo salgın durumdaydı.
Bebek ölüm oranı yüzde 60’ın üzerinde.
Evlerin yüzde 97’sinde tuvalet yok.
Her yerde bit ciddi bir sorun.
★★★
Atatürk’ün Cumhuriyet’i bu korkunç tabloyu çok değil on yılda tersine çevirecekti.
1926’da Kayseri’de ilk uçak fabrikası kuruldu.
1926-1942 yılları arasında, 212 millî uçak üretildi.
Bu uçaklardan biri, 1934’te İran’a hediye edildi.
337 doktorla başlayan Cumhuriyet, 15 yıl sonra kendi aşısını üretecek duruma geldi.
1938’de, Çin’de kolera salgını başlamıştı. Türkiye, 27 Temmuz 1938’de Çin’e 1 milyon santimetreküp kolera aşısı yardımı yaptı.
İtibar nedir diye soranlara, işte bunu anlatırsınız...
Atatürk’ün mucizesidir Cumhuriyet...
Tarihin kıskandığı lider
Cumhuriyet, gerçekte bir kadın devrimidir.
Kadınlar ikinci sınıf sayılıyordu.
Avukat, hâkim, savcı, pilot, profesör, milletvekili, sporcu olmaları hayalden öte bir durumdu.
Dört kadınla evlilik vardı.
Boşanma, miras ve tanıklık yapma hakları kısıtlanmıştı.
Cumhuriyet’in ilanından üç yıl sonra, 17 Şubat 1926’da çıkarılan Medeni Kanun’la kadın toplumda eşit bir konuma getirildi.
Türk kadını, 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazandı.
Bulgaristan, Fransa 1944’te; İtalya, Japonya 1945’te; Belçika 1948’de; Yunanistan 1952’de; İsviçre 1971’de bu hakları elde edebildi.
Türkiye, kadınlara milletvekili seçme seçilme hakkı verilmesinde Avrupa’da yedinci; dünyada 12’nci sırada yer aldı.
Mucize nedir diye soranlara, işte bunu anlatırsınız...
★★★
Birinci ve İkinci Dünya Savaşı arasında, Avrupa’da beş, Amerika’da beş olmak üzere toplam 10 ülkenin meclisi açıktı.
Türkiye, bu 10 ülkeden biriydi.
O yıllarda...
Almanya’da Hitler, Rusya’da Stalin, İtalya’da Mussolini, Portekiz’de Salazar, İspanya’da Franko, Romanya’da İkinci Karol, Yunanistan’da Metaksas gibi liderler diktatörlüklerini ilan ederken...
Atatürk Medeni Bilgiler kitabını yazdırıyor ve gençlere demokrasiyi, çok partili hayatı, düşünce özgürlüğünü ve hoşgörüyü anlatıyordu.
Atatürk, bu yüzden tarihin kıskandığı lider...
★★★
Osmanlı döneminde Türkler dışlanmıştı.
Padişahlık, babadan oğula devredilirdi.
Atatürk’ün, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” sözü, Cumhuriyet’in tanımıdır.
Irk, din, mezhep, cins ayrımı gözetilmez. Ayrıştırıcı değil, birleştiricidir.
Cumhuriyet’le ümmet millet; kul değerli birey oldu.
Atatürk’e göre:
“Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir yönetimdir. Cumhuriyet erdemdir...”
★★★
Hatay ilini tek kurşun atmadan vatana katma başarısını gösteren aktif siyasetin, “Yurtta Barış Dünyada Barış” politikasının adıdır Cumhuriyet...
Küresel güçlerin baskılarına rağmen, Türkiye’yi İkinci Dünya Savaşı dışında tutabilme başarısıdır Cumhuriyet.
Ambargoya, Batı’ya, emperyalizme rağmen 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı zafere ulaştıran ve soydaşları zulümden kurtaran rejimin adıdır Cumhuriyet.
Atatürk mendilini çıkarır gözyaşını siler
1927’de, Cumhuriyet Halk Partisi İkinci Büyük Kongresi’nde bir tüzük değişikliği kabul edilir.
Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik ve Halkçılık, partinin temel ilkeleri olarak benimsenir.
1931 Kongresi’nde bunlara; Laiklik, Devletçilik ve Devrimcilik eklenir.
1937’de Altı Ok, Anayasa maddesi haline getirilir.
Böylece Altı Ok, sadece partinin değil, devletin de temel ilkeleri olur.
Altı Ok’un temelinde, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik anlayışı vardır.
★★★
Atatürk’e göre, çağdaşlaşmanın ön şartı laikliktir.
Saltanata karşı Cumhuriyet, hilafete karşı diyanet, medreseye karşı çağdaş okullar, tarikatlara karşı halk örgütlenmeleri kuruldu.
Ulusal bağımsızlığa, çağdaşlaşmaya karşı her direnç, kararlılıkla ortadan kaldırıldı.
Bu çağ atlamayı, ancak Mustafa Kemal yapabilirdi.
Ve başardı.
Ahmet Ağaoğlu şöyle der:
“Doğuda, ilk kez demokratik bir cumhuriyet kuran Atatürk’tür. Doğuda, ilk kez dini dünyadan ayıran odur...”
★★★
Atatürk Nutuk’a, “1919 yılı Mayıs’ının 19’uncu günü Samsun’a çıktım. Genel vaziyet ve manzara...” diye başlar...
Konuşmasının sonunda, son sayfada şu sözler yer alır:
“Bugün ulaştığımız sonuç, asırlardan beri çekilen millî felâketlerin yarattığı uyanıklığın eseri ve bu aziz vatanın her köşesini sulayan kanların bedelidir. Bu sonucu, Türk gençliğine emanet ediyorum.”
Ardından, Gençliğe Hitabe’yi okur:
“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu durum ve koşullar içinde dahi vazifen, Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”
Bu son sözlerinin ardından, salonda bulunan herkesin gözleri dolar...
Atatürk, mendilini çıkarır, gözyaşlarını siler...
Çünkü, en büyük eserim dediği “Cumhuriyet”i Türk gençliğine emanet etmiştir.
Cumhuriyet umutlu bir sabahtır
Cumhuriyet, doğudaki yoksul bir köyden bilim ve devlet insanı yetiştiren; Anadolu’nun fakir bir köyünden, kimsesizleri Cumhurbaşkanlığı makamına çıkaran rejimin adıdır.
Cumhuriyet, liyakattir.
Fırsat eşitliğidir, Cumhuriyet...
Cumhuriyet, erdemdir.
Atatürk’ün mucizesidir, Cumhuriyet...
Cumhuriyet, her çocuğun düş kurabildiği umutlu bir sabahın adıdır.
★★★
Kendisinden sonra ne olacağı endişesini taşıyanlara da, “Mustafa Kemaller artık yirmi yaşında” yanıtını vermişti.
“Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır” der Atatürk, çok sevdiği Türk Milleti’ne olan inancıyla...
30 Ağustos 1924, Büyük Zafer’in ikinci yıldönümüdür. Başkomutan Dumlupınar’da, Zafer Tepe’dedir.
Tarihi bir konuşma yapar:
“Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yüceltecek ve yaşatacak olan sizlersiniz.”
★★★
1923’ten 1938’e, on beş yılda aralıksız devrimler...
Bir ülkeyi Orta Çağ’ın karanlığından aldı, çağdaş uygarlığın aydınlığına taşıdı.
Batının beş yüz yılda başardığını, on beş yıla sığdırdı.
Vatandan, milletten başka sevgili bilmedi.
Bedelini ödedi, 57 yaşında ölümsüzlüğe adım attı.
Ve yattığı yerden, kendisine açılan her savaşı kazandı.
★★★
Muazzam bir nehir gibi coştu; geçtiği topraklara can, karanlığa ışık, tükenmiş yüreklere umut verdi.
Gençler!..
Biz nankörlük ettik, siz etmeyin...
O çağlayan gibi akan nehri, nankörlüğümüzün kavurucu çölünde kuruttuk.
Şimdi vicdansızlığımızın karanlığında boğula boğula tükenirken...
Umudumuz sizsiniz...
★★★
Gençler!..
Atatürk sizindir.
Atatürk’le kalın...
Cumhuriyet’le kalın...
Ama hep umutla kalın...
Çünkü Atatürk, umut, umut, umut demektir.
Ve Atatürk, bu milletin ebedi lideridir.
Cumhuriyet’in 103. Yıl dönümünü kutlu ve ebedî olsun...
www.sozcu.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber ve fotoğrafların her türlü telif hakkı Mega Ajans ve Rek. Tic. A.Ş'ye aittir. İzin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez.

3 saat önce
51










English (US) ·