Büyük hazine son anda çöpe gitmekten kurtuldu!

1 saat önce 36
Büyük hazine son anda çöpe gitmekten kurtuldu!

Kaynak:Hürriyet

Osmanlı Devleti’nin ilk müzik okulu olan Darülelhan’dan devraldığı müzik mirasını günümüze taşımak üzere 2011 yılında Gönül Paçacı Tunçay’ın öncülüğünde kuruldu İstanbul Üniversitesi Osmanlı Dönemi Müziği Uygulama ve Araştırma Merkezi (OMAR). 

Merkez kısa sürede çok önemli çalışmalara imza attı. Pek çok klasik müzik bestesini unutulmaktan kurtardı. 20 bini aşan tarama yapıldı ve 2 bin 500’den fazla eski yazı nota kamuya açıldı. Yayınlar, konserler ve orijinal belgelerden hareketle yapılan stüdyo kayıtlarıyla büyük bir veri tabanı oluşturuldu ve erişime açıldı. Merkez, 1924-1925’te 7 sayı çıkmış olan müzikoloji ve müzik kültürü dergisi Darülelhan’ı 92 yıl sonra tekrar yayınlamaya başladı.

2009 yılında vefat eden önemli koleksiyoner Etem Ruhi Üngör’ün zengin kütüphane-arşivi ve 600’den fazla enstrümanı kapsayan koleksiyonu ile Türk musikisinin çeşitli alanlarında, akademisyenlikte, icra alanında ve TRT’de yönetici olarak bulunan Nevzat Atlığ, bütün sözlü arşiv birikimini OMAR’a bağışladı. OMAR’ı kurup müzik tarihi adına çok önemli çalışmalara imza atan Gönül Paçacı Tunçay geçen yıl kurumdan emekli oldu. Yerine sanatçı ve akademisyen Doç. Dr. Aylin Şengün Taşçı atandı.

Büyük hazine son anda çöpe gitmekten kurtuldu

Emirgan’daki tarihi Mirgün Köşkü’nde faaliyetlerini sürdüren OMAR’dan gelen son haber endişe verici bir fotoğraf oldu. Üst üste yığılmış siyah çöp poşetlerini gösteren bir fotoğraf. Gönül Paçacı Tunçay göndermişti. Poşetlerin içinde ne olduğunu anlatıyordu. Bin bir emekle kurduğu merkezin el yazısıyla çoğaltılmış nota arşivi. Yeni göreve başlayan müdür artık o notaların bilgisayarlarda kayıtlı olduğunu söyleyerek çöpe atılmasını istemişti.

Gönül Paçacı Tunçay bu iç burkan fotoğrafla birlikte yaşananları ve nota arşivini nasıl kurtardığını anlattığı bir de e-posta gönderdi. Arşivin nasıl oluşturulduğunun ve çöpe gitmekten nasıl kurtarıldığının ilk ağızdan hikâyesi:

USTA SANATÇILARIN İMZALARI BULUNUYOR

“OMAR’ı kurup, o dönem Bakan olan Nabi Avcı’nın da desteğiyle Mirgün Köşkü’ne geçtiğimizde değil oturacak sandalye, binaya elektrik, su vs bağlanmamıştı. Yalnızca Kadıköy’deki konservatuvardan bin bir zorlukla ve imza karşılığında aldığım iki dolap dolusu, fihristi ve 3000’e yakın dosya içinde tasnifli binlerce sayfa notalık arşivimizi, girişte bir odaya kutuların içinde koyduk. Bu notalar kurumda 1940’ların başından itibaren oluşmuş bir klasik repertuarın zaman içinde gelişerek ve üzerine eklenerek biriktiği bir toplamdı. Bazı dosyalarda 1928 öncesi 120 tanesi eski harflerle basılmış 180 parça Darülelhan Külliyatı’nın büyük boy notalarının da bulunduğu; daha sonra Necdet (Koyutürk), Sami, Ziya (Akyiğit) gibi notistlerin önce şapografla, sonra da mumlu kâğıda yazıp teksir makinası ile çoğalttığı binlerce nota mevcuttu. Bir bakıma ülkemizdeki nota yazım ve yayım tarihini de gözlemleyebileceğimiz bu malzeme, şimdilerde bilgisayar programlarında yazılan tek tip notalara alışkın müzisyenlere bir şey ifade etmeyebilir ama tam da bunu söylemek istiyorum: İşin emek boyutunu, bireysel yazım üslubu ve kaligrafi farklarını da düşündüğümüzde bu malzemeler oldukça önemlidir.

Büyük hazine son anda çöpe gitmekten kurtuldu

Bir başka ve daha önemli husus da bu notaların üzerinde, 40’lardan itibaren dönemin usta sanatçıları tarafından atılan imzaların, kiminde düzeltmelerin kiminde de notların bulunması idi (Gözüme çarpan imzalardan bazıları Münir Bey, Muzaffer Birtan, Radife Erten, Ekrem Kongar, Necdet Yaşar, Niyazi Sayın, Dürri Turan...) Bu açıdan nota arşivinin değerli bir müzayede malzemesi olduğunu bile söyleyebiliriz.”

HEPSİ İNTERNETTE MEVCUT ÇÖPE ATIN

“Biz İcra Heyetinin son mensupları için kendimizi dayandırdığımız, günümüze ulaşan bu miras, geçenlerde az kaldı çöpe atılacaktı. OMAR’a atanan müdür, ‘Burada dağınıklık istemiyorum, bunların hepsi internette mevcut çöpe atın’ emrini vermiş; orada çalışan elemanlar benim 15 yıldır bu arşivi kullandığımı ve verdiğim önemi hatırlatınca da ‘Çok istiyorsa Gönül Hanım bir iki gün içinde kendi alsın yoksa atın’ demiş. Bana haber verdiklerinde bin bir emekle kurulan ve hızla zenginleşerek hepimizin gözbebeği hâline gelen, Türkiye’nin alanındaki tek araştırma merkezinin nasıl olup da bu kadar kurumsal ve manevi varlığından habersiz ellere düştüğü konusunda yaşadığım şoku tarifte zorlanıyorum. Maddi manevi değeri ve hacmi yüksek bu arşivi şahsen almam imkânsız ve anlamsızdı. Faydalanılması, daha doğrusu ortada kalmaması için çeşitli duyarlı entelektüel, devlet adamı ve akademisyenlerle hızla istişare ettim ve Medipol Üniversitesi’ne bağlı konservatuvarda hoca olan, eski Belediye Konservatuvarı mezunu ve benim de doktora jürimde bulunan muhterem Nuri Özcan hocamla konuştum, mutlulukla kabul etme duyarlılığını gösterdiler ve 13 Mart Cuma günü oradaki akademisyenler, kendi arabalarıyla iki tur yaparak o notaları temizlik personeli ve bekçiden alarak Medipol’e götürdüler.”

Habere git