Hem Washington-Ankara hattında hem de NATO’nun Avrupa kanadında yeni bir döneme giriliyor.
ABD-Türkiye hattında yaşananlar birkaç gündür etraflıca tartışıldı.
Fakat NATO’nun Güney ve Doğu kanadında yeni ve ilginç bir durum yaşanıyor.
Zirvenin sonuç bildirgesinde yazan haliyle “uzun vadeli Rusya tehdidine karşı” Türkiye ve ittifakın Doğu sınırındaki üyelerin rolü ve önemi artıyor.
NATO’nun yakın geleceğinde Avrupa savunmasının kritik noktası Türkiye olarak görülüyor.
Tabii burada Avrupa açısından bir ikilem olduğu da ortada.
Türkiye NATO Zirvesi’nin ilk gününde yapılan savunma sanayii forumunda da anlaşıldığı gibi üretim açısından da öne çıkan bir aktör.
Ancak Avrupa içindeki bazı siyasi pozisyonlar Türkiye’yi bu üretim çarkından uzak tutmaya çabalıyor.
Mevcut konjonktürde “Türkiye, NATO çerçevesinde Avrupa’yı korusun ama Avrupa’nın kendi savunma programının içinde yer almasın” isteniyor.
Bu durum ara sıra saçma boyutlara ulaşabilen, kolay aşılamayacak bir ikilem.
Son örneği Avrupa Parlamentosu’nun Kıbrıs konusunda aldığı karar.
NATO Zirvesi’nden bir gün sonra, Avrupa Parlamentosu’nda (AP) Kıbrıs Harekâtı sırasında Türk askerini adeta tecavüzcü ilan eden skandal bir karar çıktı. Hem Dışişleri Bakanlığı hem KKTC bu kararı hemen kınadı.
Kıbrıs tarihini azıcık bilen, 1960’lardan bu yana yaşananlar hakkında bir nebze bilgisi olan kimsenin kabul edemeyeceği bu kararın nasıl bir lobi faaliyetinin sonunda çıktığı malum.
Ancak NATO üyesi Avrupalı ülkeler bir yanda Ankara’da ortak deklarasyona imza atarken aynı gün Avrupa Parlamentosu’nun Türk askerini suçlu göstermeye çalışması, aradaki siyasi ikilemin en somut örneği.
AP kararının Türkiye açısından hukuki bir anlamı da yaptırımı da yok.
Ancak Avrupa içindeki siyasi konjonktür değişmeden bu ikilemin aşılması kolay gözükmüyor.

GÖLGEDE KALAN SOMUT KAZANIM
NATO Zirvesi sırasında Trump’ın, CAATSA ve F-35’lerin gölgesinde kalan somut bir kazanım daha vardı.
Birleşik Krallık ve Türkiye ortak güvenlik ve savunma anlaşması imzaladı.
Bu anlaşma şu açıdan önemli: Avrupa Birliği üyesi olmayan iki NATO üyesi ülke uzun zamandır askeri ve ticari alanda işbirliği yapıyordu.
Yeni anlaşma iki ülkenin AB bürokrasini dışarıda bırakarak, siber güvenlikten uzaya kadar geniş alanda ortak çalışmasının önünü açıyor.
Bu, NATO Zirvesi’nin en somut kazanımlarından biri oldu.
YÜREĞİMDE BİR ÇOCUK CEBİMDE BİR REVOLVER
CUMHURBAŞKANI Erdoğan’ın NATO Zirvesi’nde liderlere hatıra olarak hediye ettiği revolverleri görünce Ataol Behramoğlu’nun şiiri geldi aklıma.
“Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim,
Yüreğimde bir çocuk ve cebimde bir revolver.”
Şiir, sanki NATO Zirvesi’nden sonra birkaç gün içinde görevini bırakacak olan İngiltere Başbakanı Starmer için yazılmış gibi.
Gerçi Starmer, İngiltere’deki yasa gereği silahı Türkiye’deki büyükelçilikte bırakmak zorunda kaldı. Revolver, ateşleme fonksiyonu kaldırıldıktan sonra ülkeye gönderilecek. Almanya, Kanada başbakanları da benzer açıklamalar yaptı.
Avrupa’daki silahlanma yasaları ABD’den çok farklı, oldukça katı. Bu durum kulağa çok hoş gelse de bazen bürokratik anlamsızlıklara da neden olabiliyor.
İngiltere’ye ilk geldiğimde bu kısıtlamalar dolayısıyla uzun süre internetten meyve bıçağı siparişi verememiştim. Ama aynı dönemde elektrikli testere sipariş etmek mümkündü.
Yani kısıtlamalar kâğıt üzerinde çok etkili görünse de pratikte işler öyle yürümeyebiliyor.
Tabii silahlanmanın kutsal bir hak sayıldığı ve anayasayla güvence altına alındığı ABD’de bambaşka bir dünya var.
Öyle ki NATO Zirvesi sonrasında Trump, istese bütün Avrupa liderlerine hediye edilen silahları toplayıp ülkesine dönebilirdi.

GAZETECİLERİN MASASI DA MASAYMIŞ
ANKARA’da NATO zirvesinin gerçekleştiği gün Birleşik Krallık Parlamentosu’ndaydım. Parlamentoda senede bir gün İngiltere’deki Yabancı Gazeteciler Derneği’nin (FPA) bir heyeti ağırlanıyor.
Genişçe bir gazeteci ekibi olarak gün boyunca Meclis Başkanı’ndan milletvekillerine çeşitli görüşmeler yapıp Avam Kamarası’ndaki oturuma katılma imkânımız oldu.
500 yılın üstünde bir zamandır kullanılan görkemli meclis binasında doğal olarak aşırı geleneksel bir hava hâkim. Gayet iyi ağırlandığımızı söylemeliyim.
Ve fakat... Öğle yemeğinde bize ikram edilen klasik lezzetsiz sandviç, cips ve muzdan oluşan paketi tüketirken Ankara’daki zirveyi izleyen yabancı gazetecilerden fotoğraflar gelmeye başladı.
Ankara’daki basın merkezinde açık meyve büfeleri, envai çeşit yemek, içecek... Herkes ağzının suyu akarak NATO’dan gelen yemek görüntülerine bakmaya başladı.
Bir Ankara’dan gelen fotoğraflara bir de elimdeki nohutlu sandviçe bakıp “masa da masaymış” diye mırıldanmadan duramadım.

PARLAMENTO’DA ADNAN OKTAR KİTABI
BİRLEŞİK Krallık Parlamentosu’nun basın locasında gezinirken sağlı sollu kitaplıklarda duran kitapları incelemeye başladım.
Bir tarafta 200 yıl öncesine kadar giden cilt cilt meclis zabıtları vardı. Ciltlerin üzerinde dönemin kralı ya da kraliçesinin adı yazıyor.
Bir kitaplıkta ise konu sıralaması yapılmadan rastgele konulmuş kitaplar duruyordu. Tuğla gibi bir kitap gözüme tanıdık geldi. Üzerinde “The Atlas of Creation” (Yaratılış Atlası) başlığını görünce inanamadım.
Adnan Oktar’ın yıllar önce Darwin’in evrim teorisini çürütmek için yazdığı tartışmalı kitabı, Darwin’in ana vatanında, Meclis kitaplığında duruyordu.
Meclis’teki basın komitesine ve oradaki çalışanlara kitabın nasıl oraya geldiğini sordum, kimsenin bir fikri yoktu.
Küçük bir araştırmayla olayı çözdüm. Bu kitap 2007’de ilk yayımlandığında İngiliz Parlamentosu’ndaki bütün milletvekillerine, İngiltere’deki okullara, kütüphanelere postalanmış.
Parlamentoya yığılan tuğladan kalın yüzlerce kitap hem içeriğiyle hem lojistiği nedeniyle büyük tepki çekmiş. O yüzlerce cilt bedava yollanan kitaplardan biri arada kaynayıp Meclis kitaplığında kendine yer bulabilmiş.


1 hafta önce
31










English (US) ·