* Filmde George karakterini canlandırıyorsunuz. Sürünün çobanı, onları bir arada tutan kişi. Sizin için George’u çözmenin anahtarı neydi?
- Hugh Jackman: Koyunları seviyor. George’un uygunsuz anlarda çalan bir cep telefonu yok. Hatta insanlarla iletişim kurmayı da pek sevmiyor. Koyunları seviyor ve hayatını onlara adamış. Onları, insanları anladığından çok daha iyi anlıyor. Sanırım George’un özü tam olarak bu.
* Sette koyunları canlandıran bir kuklacı olduğunu söylemiştiniz. Bir kuklacıyla oyunculuk yapmak nasıldı?
- Hugh Jackman: İnanılmazdı. Muhtemelen çok iyi kuklacıları izlemişsinizdir. Mesela bir kukla gösterisinde ipleri görürsünüz, orada birinin olduğunu anlarsınız. Ama bir şekilde beyniniz, 30 santimlik şeyin gerçekten canlı olduğuna, hareket ettiğine ve konuştuğuna inanır. Benim için de tam olarak böyleydi.
Daha önce birçok Marvel filminde yer aldım; çubukların ucundaki tenis toplarına karşı çok kez oynadım. Bunun farklı versiyonlarını deneyimledim. Ama bu kez gerçekten benimle konuşabilen bir koyunun yanındaymışım gibi hissettim. Bu da işi hem kolaylaştırdı hem de inanılmaz bir deneyime dönüştürdü. Tıpkı bir gösteriyi izlerken yaptığınız gibi, kendimi o ana bırakmam gerekti. Kuklacılar o kadar yetenekliydi ki... Bu kadar usta insanları izlemek gerçekten büyüleyici.

FİLMİ İZLEDİĞİMDE İÇİM ÇOK RAHATLADI
* Film çekilmeden önce ve bittikten sonra nasıl hissettiniz? Bazen senaryo, beklendiği gibi perdeye yansımayabiliyor, değil mi?
- Hugh Jackman: Hımm... Senaryoyu çok sevdim. Craig Mazin yazdı. Bilmiyorsanız, kariyerine daha çok komediyle başladı, mesela “The Hangover” filmleriyle. Sonra “Chernobyl” ve “The Last of Us”ı yaptı. Yani gerçekten her şeyi yapabilen biri.
Senaryo bana ilk gönderildiğinde, “Bu daha önce okuduğun hiçbir şeye benzemeyecek” dediler. Ben de “Gerçekten böyle bir şeyi ne okudum ne de izledim” dedim. Ve senaryoya bayıldım. Özellikle kalbine, duygusuna bayıldım.
“Bu, büyümekle ilgili bir film” diye düşündüm; büyümenin her hâliyle ilgili. Film, hayattaki zor gerçeklerle ya da yüzleşmesi korkutucu şeylerle ilgili. Ve ben bunun çok güzel olduğunu düşündüm.
Filmi izlediğimde de içim çok rahatladı. Çünkü her zaman böyle olmaz. Ama filmi gerçekten çok sevdim. Hem ağladım hem güldüm. Kalbimden, “Bu, 57 yaşındaki biri olarak benim izlemek isteyeceğim harika bir film” diye geçirdim. Çocuklarımı da götürmek isterdim. Hatta neredeyse torunlarımı... Yok, durun! Burada spoiler yok. (Gülüyor) Ama herkesin izlemesini isterim, çünkü bence gerçekten çok güzel bir film. Evet, bu nedenle gurur duydum.

UMARIM AKŞAM YEMEĞİNDE KUZU SİPARİŞ ETMEZLER!
* “The Sheep Detectives”i izleyenlerin neler hissetmelerini umuyorsunuz?
- Hugh Jackman: Her şeyden önce güleceksiniz, film çok komik. Aynı zamanda çok iyi bir cinayet gizemi var, bu da her zaman eğlencelidir. Ama bence gerçekten iç ısıtan bir film. Herkese hitap ediyor. Daha önce de söylediğim gibi, bu büyümekle ilgili bir film; büyümenin hem eğlenceli taraflarıyla hem de zorluklarıyla... Aynı zamanda insanın kendi kimliğini bulmasıyla ilgili. Her karakterin, gerçekte kim olduğunu ve kim olabileceğini keşfettiği bir yolculuğu var.
Bence hayatı onaylayan, insana iyi gelen bir film. Umarım insanlar salondan yüzlerinde bir gülümsemeyle, kalpleri biraz daha açık çıkarlar. Ve akşam yemeğinde kuzu sipariş etmezler!
* Filmin en sevdiğiniz kısmı neydi?
- Hugh Jackman: Ah, o lokasyonda harika insanlarla birlikte olmak. Büyülüydü. Kelimenin tam anlamıyla, kendimi çimdiklemem gerekti. Birçok filmde oynadım. Ama sanırım bu kadar güzel bir yerde, bu kadar harika insanlarla birlikte hiç bulunmadım. Her anı bir zevkti.

FARKLI BİR MEYDAN OKUMA
* Julia, komediniz çoğu zaman fiziksel ifadenize ve yüzünüzdeki küçük nüanslara dayanıyor. Sadece sesinizle çalışırken, bir karakteri hayata geçirmek için hangi araçları daha fazla kullanmanız gerekiyor?
- Julia Louis-Dreyfus: Aslında ses kayıt kabininde epey zıplayıp duruyorum. Siz bunu görmüyorsunuz ama ben yapıyorum.
Bu durumda gerçekten filmi yapan insanlara güvenmem gerekiyor; animasyon tarafında ne yaptıklarına dair onlardan mümkün olduğunca çok bilgi almaya çalışıyorum. Sonra playback’i dinliyorsunuz. Sesinizin nasıl duyulduğunu görüyorsunuz. Ve normalde yaptığınızdan belki biraz daha fazla kullanıp kullanamayacağınıza bakıyorsunuz; bir şakanın, bir anın ya da herhangi bir duygunun altını çizmek için.
Sadece sesinizle çalışmak gerçekten farklı bir meydan okuma. Ben her şeyi, bütün bedenimi kullanmayı tercih ederim. Ama yine de çok heyecan verici. Her şeyin bir araya gelip tek bir bütüne dönüşmesini görmek inanılmaz bir deneyim.

* Bir koyunu seslendirdiniz. Stüdyoda olup duygularınızı ifade etmeniz, CGI ve animasyonla bütün o dünyayı hayal etmeniz gerekiyordu. Sizin için nasıldı?
- Julia Louis-Dreyfus: Tamamen tek başımaydım; oldukça karanlık bir odadaydım. Kulaklığım vardı, mikrofonum vardı, elimde de senaryo vardı. Gerçekten hayal gücümü kullanmam gerekiyordu. Kendimi diğer koyunlarla birlikte bir tepenin yamacındaymışım, bir suçu çözmeye çalışıyormuşum gibi düşünmem gerekiyordu. Yani aslında tamamen hayal gücünü kullanmakla ilgiliydi, çünkü orada değildim. Hatta karakteri yaratmak için kullandıkları CGI’yi ve animasyonu da o sırada görmüyordum. Bu yüzden her şeyi kendi zihnimde olabildiğince gerçek kılmam gerekiyordu...
* Filmin en sevdiğiniz kısmı neydi?
- Julia Louis-Dreyfus: En sevdiğim kısım, filmin bitmiş halini görmekti. Çünkü dediğim gibi, tek başıma bir ses stüdyosundaydım ve filmin nasıl görüneceğine dair hiçbir fikrim yoktu. Ve sonra bitmiş ürünü gördüğümde aklım başımdan gitti. Bu filmin arkasındaki sanat eserine inanamadım.


6 gün önce
38










English (US) ·