Derleyen: İSMAİL SARI / isari@hurriyet.com.tr
Oluşturulma Tarihi: Eylül 02, 2026 06:51
Aden Körfezi ve Kızıldeniz hattında dikkat çeken bir bağlantının izleri giderek daha görünür hale geliyor. Gizli görüşmeler, şüpheli sevkiyatlar ve öldürülen bir isim, perde arkasındaki trafiğe ilişkin soru işaretlerini artırdı. Ortaya çıkan ayrıntılar ise hikâyenin göründüğünden çok daha geniş olduğunu gösteriyor.


Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Yemen ile Somali arasında son dönemde gelişen temaslar, Aden Körfezi ve Kızıldeniz’deki güvenlik dengelerine ilişkin yeni soru işaretleri yaratıyor. Husiler ile El-Şebab arasında silah transferlerinden askerî eğitime, finansal ilişkilerden istihbarat bağlantılarına uzanan temasların giderek derinleştiği öne sürülüyor.
Ancak iki taraf arasındaki bu temasların boyutu, yalnızca silah alışverişiyle sınırlı görünmüyor.
BAĞLANTININ MERKEZİNDE KİM VAR?
Bu bağlantının merkezinde olduğu öne sürülen isimlerden biri 38 yaşındaki Yahya Ali (Abdishakur Yahye Ali). Somali ile Yemen arasında silah transferlerini kolaylaştırdığı ve El-Şebab ile Husiler arasında iletişim sağladığı iddia edilen Yahya Ali, bir süredir bölgedeki istihbarat birimlerinin takibindeydi.
12 Şubat’ta Yemen’in doğusundaki el-Ghayda kenti yakınlarında yeni evlendiği eşi ile sahilde gün batımını izlemek üzere çıktığı sırada düzenlenen hava saldırısında öldürüldü.
Wall Street Journal’da yer alan habere göre, ABD’nin iki operasyon yetkilisi Yahya Ali’nin ölümüne yol açan saldırının ABD tarafından gerçekleştirildiğini belirtirken, ABD Merkez Komutanlığı olayın bir askerî operasyon olmadığını savundu. CIA ise saldırının arkasında olup olmadığı yönündeki soruları yanıtsız bıraktı.
Yahya Ali’nin ölümü, Washington’ın Yemen ile Somali arasındaki bağlantılara yönelik endişelerini de artırdı. Çünkü iddialara göre bu ilişki, yalnızca silah ticaretinden ibaret değil; eğitim, teknoloji ve istihbarat paylaşımını da kapsayan daha geniş bir iş birliğine dönüşüyor.
The death of Abdishakur Yahye Ali, a Somali weapons smuggler with documented links to Al-Qaeda, Al-Shabaab, and the Houthi movement in Yemen, may serve as a critical turning point for the international community.
Given that Ali was traveling on a #Somalia-issued passport,… pic.twitter.com/4sHSlyAiPC
MEZHEPSEL AYRILIKLAR ORTAK ÇIKARLARA ENGEL OLMADI
Husiler ile El-Şebab, dini ve siyasi açıdan farklı yapılara dayanıyor. Yemen’deki Husiler ağırlıklı olarak Şii Zeydiliği geleneğinden gelirken, Somali’deki El-Şebab Sünni İslamcı bir yapı olarak biliniyor. Buna rağmen son dönemde ortak düşman algısının bu farklılıkların önüne geçtiği değerlendiriliyor.
Yine Wall Street Journal’da Eski Somali istihbarat şefi Abdulaahi Mohamed Ali, iki tarafın Batı ve İsrail karşıtlığının ortak bir zemin oluşturduğunu belirterek, ilişkilerin zaman içerisinde ticari boyutun ötesine geçebileceğine dikkat çekti.
Yemen Terörle Mücadele Servisi tarafından hazırlanan ve incelenen bir değerlendirmede ise Yahya Ali’nin, Husiler ile El-Şebab arasındaki ilişkilerin geliştirilmesinde önemli bir rol üstlendiği ifade edildi. Raporda, özellikle silah ve askerî malzeme transferleri ile bilgi paylaşımının Yahya Ali’nin faaliyetlerinin merkezinde bulunduğu belirtildi.
Somali ve Yemen’deki gelişmeleri uzun süredir takip eden eski Birleşmiş Milletler yetkilisi Matt Bryden de Yahya Ali’nin iki ülke arasında gizlice hareket ettiğini ve El-Şebab ile Husi yönetimi arasında bağlantı kurduğunu aktardı.

SANA’DA DAİRE VE SAHTE PASAPORT İDDİASI
Yahya Ali’nin Yemen’deki faaliyetlerine ilişkin belgelerde dikkat çeken ayrıntılar da yer aldı. İncelenen bir belgeye göre Husiler, Yahya Ali’ye başkent Sana’da mobilyalı bir daire tahsis etti. Yahya Ali’nin bazı resmî etkinliklere katıldığı ve Yemen’de sahte bir kimlik ile hareket ettiği öne sürüldü.
Yemen’deki bağlantıları bununla da sınırlı kalmadı. 2024 yılında El-Şebab’ın daha üst düzey bir temsilci olan Şeyh Ahmed Elmi Samatar’ı Yemen’e gönderdiği belirtildi. Samatar’ın Husilere ilettiği öne sürülen silah listesinde çeşitli roket sistemleri, keskin nişancı tüfekleri, tanksavar silahları, insansız hava araçları ve gece görüş ekipmanları gibi çok sayıda askerî malzemenin bulunduğu aktarıldı.
ABD askerî istihbaratından bir yetkili de El-Şebab’ın Husilerden yalnızca tüfek ve mühimmat gibi geleneksel silahlar değil, daha gelişmiş sistemler de talep ettiğini doğruladı.
Samatar’ın 2025’in başlarında Yemen hükümeti tarafından yakalandığı, daha sonra ise Husilerle yapılan bir esir takası kapsamında serbest bırakıldığı belirtildi. Samatar’ın ardından Somali’ye döndüğü ve Yahya Ali’nin Yemen’deki bağlantılarını sürdürmesine yardımcı olduğu öne sürüldü.

SİLAHLARIN ADEN KÖRFEZİ ÜZERİNDEN TAŞINDIĞI İDDİASI
Yemen’deki istihbarat değerlendirmelerine göre silah transferlerinin bir bölümünde paravan şirketlerin kullanıldığı ve askerî malzemelerin sivil ürünler gibi gösterildiği öne sürülüyor. Bu sevkiyatların Yemen’deki bazı limanlara ulaştırılmasının ardından küçük teknelerle Aden Körfezi’nin karşı kıyısına geçirildiği ve Somali’nin kuzeyindeki gözetimin daha sınırlı olduğu kıyı bölgelerine çıkarıldığı belirtiliyor.
Buradan ise malzemelerin Somali’nin güneyindeki El-Şebab’ın etkin olduğu bölgelere taşındığı iddia ediliyor. ABD Afrika Komutanlığı, Nisan 2025’te Yemen’den Somali sularına giren iki işaretsiz teknenin imha edildiğini açıklamıştı.
Washington, teknelerde gelişmiş konvansiyonel silahların bulunduğunu değerlendirdi. Ancak El-Şebab’ın talep ettiği silahların hangilerinin Somali’ye ulaştığı konusunda kamuoyuna açık kesin bir bilgi bulunmuyor. Somali özel kuvvetlerinin eski komutanı Tuğgeneral Ahmed Abdullahi Şeyh, grubun gelecekte hangi kapasiteye ulaşabileceğinin belirsiz olduğunu belirterek, bölgede yeni hazırlıkların yapıldığına ilişkin endişelerini dile getirdi. İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI VE EĞİTİM TRAFİĞİ
Matt Bryden’ın Wall Street Journal’a verdiği bilgilere göre, bu yıl El-Şebab’a bağlı bir grup Yemen’in Sa’dah kentinde yaklaşık üç ay geçirdi. Burada insansız hava araçlarının montajı ve uzaktan kontrol sistemleri üzerinde çalışıldığı öne sürüldü.
ABD askerî yetkilileri ayrıca Husi eğitmenlerinin insansız hava araçlarının kullanımı konusunda Somali’ye de gittiğini iddia etti. Bu gelişme, Washington ve Somali yönetimi açısından özellikle dikkat çekici. Çünkü insansız hava araçlarına erişimin artması, El-Şebab’ın Somali’deki güvenlik güçlerine ve askerî tesislere yönelik saldırı kapasitesini artırabileceği endişesine neden oluyor.

EL-ŞEBAB’IN FİNANSAL GÜCÜ?
İş birliğinin ekonomik ayağında ise El-Şebab’ın Somali’deki gelir kaynakları öne çıkıyor. ABD istihbarat değerlendirmelerine göre örgüt, Somali’deki işletmelerden ve kontrol noktalarından elde ettiği gelirlerle yılda en az 100 milyon dolar topluyor.
Bunun yanı sıra ülkenin kuzeyindeki bazı küçük altın madenlerinden gelir sağladığı da ileri sürülüyor. Bu finansal kaynak, Husilerin sahip olduğu silah ve teknik kapasiteyle birleştiğinde iki taraf için karşılıklı çıkar yaratıyor.
JİLİB’DE KRİTİK GÖRÜŞME İDDİASI
İstihbarat kaynaklarına göre Yemen ile Somali arasındaki temaslar Yahya Ali’nin ölümünden sonra da devam etti. Haziran ayında dört kişilik bir Husi heyetinin Aden Körfezi’ni geçerek Somali’nin güneyine ulaştığı ve El-Şebab’ın kontrolündeki Jilib kentinde örgütün temsilcileriyle görüştüğü iddia edildi.
Görüşmelerin ana gündem maddelerinden birinin Somaliland’daki İsrail faaliyetlerine karşı alınabilecek önlemler olduğu öne sürüldü. Bölgesel istihbarat kaynaklarının aktardığı bilgilere göre Husiler, El-Şebab’a daha gelişmiş silahlar ve eğitim desteği sağlayabilecekleri mesajını verdi.
Bu iddialar, Yemen ile Somali arasındaki ilişkinin yalnızca silah ticaretiyle sınırlı kalmayabileceği ve bölgesel güvenlik dengelerinde yeni bir aşamaya geçilebileceği yorumlarına neden oldu.
Wall Street Journal'ın "Washington’s Deadly New Headache: an al Qaeda-Houthi Terrorist Alliance" başlıklı haberinden derlenmiştir.

1 saat önce
26









English (US) ·