Bir dönem kapandı

3 hafta önce 30

Bir dönem gelir.

Mahalle sinemalarının rengârenk afişleri...

Açık hava sinemalarında, yıldızların altında izlenen filmler...

Gazoz şişelerinin açılırken çıkardığı ses...

Ve tanıdık bir yüz.

Babanızın bıyığına, yürüyüşüne, “delikanlılığına” özendiği; annenizin gazetelerden kesip günlüğüne yapıştırdığı o tanıdık yüz...

Mahalle sinemalarının yerini kasetçiler alır.

Vitrinlerde de televizyonda da yine o vardır.

İşte biraz böyleydi Kadir İnanır; herkesin tanıdığı ama herkesin başka hatırladığı bir aktör.

Kimi onda sevdiğine kavuşamayan yaralı bir âşığı gördü.

Kimi ağaya başkaldıran bir delikanlıyı...

Kimi de haksızlığın karşısında dimdik duran bir adamı...

Bir dönem kapandı

Oynadığı karakterlerin ortak bir yönü vardı.

Kolay teslim olmazlardı.

Kaybetseler bile eğilmezlerdi.

Belki de bu yüzden çok sevildi. Herkes, oynadığı karakterlerde kendinden bir parça buldu ve dört kuşağın ortak hafızasına aynı anda girebilen ender sanatçılardan oldu.

Yalnızca romantik bir jön olmayı seçmedi. Beyaz perdedeki duruşuna kendi duruşunu da ekledi.

Memleket meselelerine karıştı. Siyaset konuştu. Alkış da aldı, eleştiri de...

Kimileri hak verdi, kimileri çok kızdı.

Ama kimse onu görmezden gelemedi.

İşim gereği kendisiyle röportaj yapmışlığım, toplantılarını takip etmişliğim oldu.

Ama ilk tanışmamız çok daha eski. 2006 yazında...

Londra’da öğrenciydim. Okul sonrası bir kafede garsonluk yapıyordum.

O yaz günü tek başına oturduğu masaya servisi ben yaptım. Türk olduğumu öğrenince yüzü aydınlandı. Okuduğumu söyleyince, “İşte böyle gençlere ihtiyacımız var” dedi.

“Eğitimli, bilgili, azimli ve çalışkan...”

Sonra bir cümle daha kurdu: “Döneceksin ama değil mi? Çünkü yarın Türkiye’ye dönmeyeceksen işimiz zor demektir.”

O günü ne zaman hatırlasam, onun memleket meselesini hiç rol yapmadan yaşadığını düşünürdüm. Dün son yolculuğuna uğurlanırken de aynısını düşündüm. Sonra şunu fark ettim...

Belki de işte bu yüzden bazı oyuncular ölünce akla sadece filmleri gelmez.

Bir dönem gelir. Bir memleket gelir.

Kadir İnanır da artık o memleketin hafızasında yaşamaya devam edecek.

Kadir İnanır’la 2006 yazında Londra’da sürpriz şekilde tanıştım.

ANNE OLUNCA HAYAT DURMUYOR

Bir bebeğin ne zaman ağlayacağını ya da acıkacağını kimse bilemez.

Ama nedense herkes, o bebeğin bakımı konusunda fikir sahibidir.

Restoranda olmaz...

Parkta olmaz...

Uçakta olmaz...

Toplantıda hiç olmaz...

Peki nerede olsun?

Kadınlardan beklenen tam da bu aslında.

Çalışsınlar, üretsinler, çocuk sahibi olsunlar ama bebeğin bakımı gerektiğinde ortadan kaybolsunlar.

Geçen hafta önüme düşen iki fotoğraf bu ezberi bozdu.

İlki, AB İklim Konseyi toplantısından... İsveç İklim Bakanı, 3 aylık bebeği Adam ile oturdu müzakere masasına. “Annelik mi kariyer mi?” tartışmasına tek cümlelik bir yanıttı bu: “İkisi de.”

İkincisi, arp sanatçısı Zeynep Öykü’den... 6 aylık kızı Gül Peri ile Sputnik Radyo’da, Okan Aslan’ın konuğu idi.

Allah ayırmasın... Bugüne kadar 1 saatten fazla ayrı kalmamış ana-kız. Öykü nereye Gül Peri oraya...

Romina  Pourmokhtari

Programın ortalarına doğru acıktı Peri kız.

E bebek bu... Yayın da dinlemez protokol de...

İzin istedi Zeynep Öykü. Canlı yayında emzirdi kızını.

Müthiş doğal, bir o kadar da samimi bir görüntü çıktı ortaya.

Fakat yine aynı tartışma: “Toplum içinde emzirilir mi?”

Cevap basit: Evet.

Çünkü aç bir bebek saate bakmaz, “Bir emzirme odası bul da gel” demez.

Kaldı ki o meşhur emzirme odalarını bilirsiniz.

Çoğu tuvaletin yanındadır. Kimse tuvaletin yanındaki masada yemek yemeyi tercih etmez ama bir bebeğin öğünü için uygun görülen yer nedense orasıdır.

Dolayısıyla asıl tartışma şu olmalı: Bir bebeğin en temel ihtiyaçlarını karşılamak neden hâlâ başkalarını rahatsız eden bir mesele?

Bir kadın toplantıya da gidecek, canlı yayında da emzirecek. Bebek de o hayatın içinde büyüyecek.

Belki de gözümüzü
anneleri görünmez olmaya zorlayan alışkanlıklarımızdan çekmenin zamanı gelmiş de geçiyordur bile. Ne dersiniz?

Zeynep Öykü

ONLARIN BRAD PITT’İ VARSA...

Hoolywood’un iki efsanesi...

Brad Pitt...

Edward Norton...

“Dövüş Kulübü”nde yumruk yumruğa, kaosun ortasındaydılar.

Los Angeles’ta oynanan ABD- Türkiye maçını ise omuz omuza izlediler.

İki efsane yan yana gelince, maça olan ilginin bir kısmı da oldukları locaya yöneldi haliyle.

Bir dönem kapandı

Brad Pitt - İlkay Gündoğan - Sara Arfaoui - Edward Norton

Ama o da ne.

Aynı locada tanıdık bir yüz daha. Fenerbahçe eski Başkanı, işinsanı Ali Koç.

Sevgili Hürriyet yazarı Barbaros Tapan kaçırmamış tabii. Hemen bir video çekmiş: “Onların Brad Pitt’i varsa bizim de Ali Koç’umuz var.”

E, haksız sayılmaz.

Koç’un mavi gözleri, karizması falan...

Hollywood kadrosu içinde hiç sırıtmadığı gibi çıtayı da bir üste taşıyor.

Futbol değil kadın şapkamla söylüyorum: O locada bir de Sadettin Saran olsa...

Çıta arşa çıkardı bence.

Yalnız Brad Pitt’in kafasındaki o şapka da ne öyle?

Galata Köprüsü’nde balık tutarken kafasına güneş geçmesin isteyen balıkçı dayılar gibi...

Hele bir de İlkay Gündoğan ile çektirdikleri bir fotoğraf var ki!

Dövüş Kulübü’nün Tyler Durden’ine bak hele! Bayram namazı sonrası avluda hatıra fotoğrafı çektiren mütevazı bir amca gibi poz vermiş.

Ne diyelim! Meğer en büyük “Dövüş Kulübü” zamanın kendisiymiş.

Ali Koç

Habere git