Bakınız: A Milli Takım için hazırlanan reklam kampanyaları...
“Bizim çocuklar” daha ikinci maçtan elenince, “gaz veren” reklamların dışında farklı mesajlar veren reklam setleri de hazırlamadığı için sistem çöktü mesela.
Bazı fikirler vardır. Beş kuruş harcamazsınız. Ama dünya
peşinden gider.
Norveç’in şu meşhur “Viking Row” hikâyesi işte tam olarak böyle.
Ne dev bir koreografi...
Ne rakibe bir gönderme...
Bir grup Norveçli taraftar sadece oturup kürek çekti. Hem de görünmez küreklerle...
Hepsi bu.
Önce tribünlerde başladı.
Sonra sokaklara, yürüyen merdivenlere sıçradı.

Ardından New York metrosuna indi.
Times Square’den çıktı.
Derken Norveç Parlamentosu’na kadar ulaştı. Üstelik ritmi, oturumu yöneten Meclis Başkanı verdi tokmağıyla.
İşin daha ilginç tarafı şu:
Ortada ne bir
tehdit var.
Ne bir meydan okuma.
Ne de kimseye “Biz en büyüğüz” diyorlar.
Sadece eğleniyorlar.
Tam olarak hoşuma giden ve dünyanın da satın aldığı duygu bu işte.
Çünkü son yıllarda milliyetçilik “kaşları çatık”, “sesi yüksek”, “öfkeli” bir duygu olarak pazarlanmakta.
Norveçliler ise başka bir şey gösteriyor hepimize: “Tarihini sevebilirsin. Kültürünle gurur duyabilirsin. Atalarını da hatırlayabilirsin. Ama tüm bunları yaparken kimseyi korkutmana da gerek yok.”
Bir davul yeter.
Bir ritim yeter.
Bir de hayali kürek.
Bin yıl önce okyanusları aşan Vikingler vardı. Bugün ise dünyanın dört bir yanında insanlar, hiçbir yere gitmeyen görünmez bir gemide oturmuş, aynı ritimde kürek çekiyor.
Dünya Kupası’nı kimin kaldıracağını henüz bilmiyoruz.
Ama milyonlarca insanı aynı hayali gemiye bindirmeyi başaranların kim olduğu belli.

NE İSTEDİNİZ BU KAPLUMBAĞALARDAN
İNSAN bazen aynı hafta içinde aynı minvalde 3 haber okuyup kendi türünden utanıyor.
Kuşadası’ndaki Davutlar Plajı açıklarında bir deniz kaplumbağası... Ayağına taş bağlanmış, denizin ortasında çırpınıyor. Neyse ki amatör balıkçılar fark ediyor da 4 saatlik uğraşla kurtarıyorlar zavallıyı.
Bu olaydan 3 gün sonra, ikinci haber Antalya’dan geliyor. Bu kez kaplumbağa yuvalarını korumak için kurulan kafeslerin üzerinde mangal yakılmış. Ateş sönmüş, kömürler kalmış, çöpler bırakılmış...
Üçüncü haber ise dün sabah İzmir’den düştü ekranıma. Pamucak Sahili’nde yüzgecine yine parke taş bağlanmış halde ölü bir yeşil deniz kaplumbağası bulundu.

Gerçekten çok merak ediyorum: Bu nasıl insanlık? Nasıl bir vicdan?
Ne geçiyor mesela bunları yapanın aklından o an?
Sadist bir eğlence mi? Kendini ispatlama çabası mı?
Bir kaplumbağanın yüzgecine taş bağlarken ya da yuvasının üstünde tavuk kanat yaparken, vicdan tam olarak hangi noktada devre dışı kalıyor mesela?
Bir canlıyı göz göre göre ölüme gönderen zihniyetle, bir insan öldüren zihniyet arasında ne fark var?
Nasıl bir öfke, nasıl bir nefret bu?
Aklım almıyor.
Daha da ilginci, her olaydan sonra aynı savunma:
“E, çocuklar yapmıştır...”
Eğer bunu bir çocuk yaptıysa durum daha da vahim demektir. Bugün kaplumbağaya bunu yapan yarın sana neler yapar? Ahmet Minguzi örneği önümüzde...

Deniz kaplumbağaları yaklaşık 110 milyon yıldır bu dünyada. Yani bizden çok önce buradalardı. Muhtemelen bizden sonra da olacaklar.
Eğer birkaç saatlik “eğlence” için onların yaşamını ateşe veren insanlar olmazsa tabii.
Neden bilmiyorum. Ama doğayı, tapusu üzerimize kayıtlı bir mülk gibi görüyoruz.
Oysa değil.
Bu sahiller sadece bizim değil.
Bu denizler sadece bizim değil.
Bu gezegen sadece bizim değil.
Bir medeniyet, en güçsüz canlıya nasıl davrandığıyla ölçülür.
Ve ne yazık ki kaplumbağalara yapılanlar, bizim toplumun geldiği nokta hakkında çok şey söylemekte.

BAZEN EGONUN PANZEHİRİ BİR KADINDIR
SİYASET ilginç bir sahne. Özellikle de egosu bol liderler söz konusu olduğunda...
Fransa’da yapılan G7 zirvesi sonrası ABD Başkanı Trump, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni hakkında “Benimle fotoğraf çektirmek için
peşimden koştu” dedi.
Cevap vermeyeceğini, kadın olması dolayısıyla “nazik” davranıp,
sineye çekeceğini falan düşündü herhalde.
Bilin bakalım ne oldu? Meloni çıktı, diplomasi tarihine geçecek kadar
net bir cevap verdi:
“Senin dostluğun bana puan kazandırmadı. Sen kendine bak!”
Sonra dün çıktı: “Tartışmayı körüklemek niyetinde değilim” dedi. Yine son sözü o söyledi.

İşte o an ekran başında istemsizce gülümsedim.
Çünkü Meloni kolay lokma değil.
Zaten sağın içinden geliyor. Kim bilir ne sert tartışmaların, meydan okumaların, kavgaların içinde yetişmiş, muhtemelen Trump’tan çok daha sert rakiplerle karşılaşmıştır.
Üstelik ülkesine döndüğünde öyle yalnız bırakılmış bir lider görüntüsü de yoktu. Meydanlarda alkışlandı, sevgi gösterileri ve öpücüklerle karşılandı.
Siyasette daha fazla kadın görmek istememin nedeni bu işte.
Masaya vurarak değil, dev dev egoları tek bir cümleyle normal boyutuna indirebildikleri için.
Ve kabul edelim...
Bunu izlemek de oldukça keyifli...

4 hafta önce
38










English (US) ·