Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın zaman zaman yaptığı “FETÖ’vari yapılar” uyarısı yanında başdanışmanlarından Mehmet Uçum, Anadolu Ajansı için kaleme aldığı 10 Mayıs 2026 tarihli analizinde tarikat ve cemaatlerin içine FETÖ’cü sızmalarla ilgili şunları yazmıştı:
“FETÖ, emperyalizmin (özellikle ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin) bir aparatı olarak Türkiye içi ve dışı risk ve tehdit olma özelliğini sürdürüyor. Başka bir deyişle açık örgütlenme kapasitesi zayıflamış olsa da hücresel ve dış bağlantılı faaliyetin oluşturduğu risk sürmektedir. Bununla birlikte FETÖ çetesiyle mücadele, içeride ve dışarıda hiçbir zaman rutin bir güvenlik sorunu olarak ele alınamaz. Hukuk içinde olmak kaydıyla özel ve rutin dışı mücadele yöntemleri kesintisiz devam eder...
Aynı yaklaşım FETÖ’cülüğe öykünen benzer örgütler için de geçerlidir çünkü bu tip örgütler, hem kendileri risk ve tehdit unsurudur hem de FETÖ’cülerin içlerine girip barındıkları örgütler olarak tehlike oluşturur.
Bunlarla mücadelenin de hukuk içinde özel ve rutin dışı yöntemlerle ve kararlılıkla sürdürülmesi gerektiği ve sürdürüleceği de açıktır.
Sonuç olarak gerek FETÖ’ye gerekse ona öykünen veya benzeri arayışta olan çete örgütlere karşı etkili hukuk politikaları geliştirmek ve uygulamak, devletin sürekli faaliyetleri arasındadır ve böyle olmaya devam edeceği de anlaşılmaktadır.”
KURİŞ ÖRGÜTÜNE İKİNCİ DALGA
“Süleymancılar” adı verilen cemaatin başına geçen Alihan Kuriş Suç Örgütü ile Kuytul Suç Örgütü’ne yönelik operasyonlarda, dini ve inancı kullanan örgütlerin siyasi hedeflerine, örgütlenme biçimlerine ve soruşturmada ortaya çıkan bağlantı ve delillere baktığımda hep aynı cümleyi söylüyorum: Bana hepsi FETÖ’yü hatırlatıyor.
FETÖ, 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden sonra “Renklendirme” taktiğine geçmiş, tüm tarikat ve cemaatlere, siyasi partilere, STK’lara, dernek ve vakıflara sızarak eleman yerleştirmiş, bir yandan içlerinden bilgi toplamış diğer yandan o yapıların politika ve söylemlerini yönlendirmişti. Bu örtülü faaliyetin yanında bazılarıyla yönetici düzeyinde ilişki kurup, hedeflerini gerçekleştirmek için onları siyasi operasyon aracı olarak kullandı.
Bunların kimler olduğunu söyleyip yazıyordum ama aralarındaki örtülü ilişkilerin ortaya çıkması için bugünkü soruşturmaların başlatılması gerekiyormuş.
Nitekim, FETÖ’nün 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden yaklaşık iki ay sonra “Süleymancılar” diye bilinen cemaatin başına geçen Alihan Kuriş Suç Örgütü’ne yönelik ikinci dalgası gerçekleştirilen operasyon bunu açıkça ortaya koydu. Adana Cumhuriyet Savcılığı’nın, 15 Temmuz öncesi FETÖ’cülerle benzer söyleme girişen, darbe girişimi ve sonrası FETÖ’cüleri savunan Kuytul’a yönelik operasyon da bu bağlantıları ortaya çıkardı.
Soruşturmalarda atılan her adım soruşturmanın FETÖ bağlantısına yönelik şüphelerin güçlendiriyor.
MEZARI AÇTIRAN ŞÜPHE Süleymancıların
İDRİS NAİM BAĞLANTISI
Hele Fetulahçı Terör Örgütü’nün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tutuklamaya yönelik 25 Aralık 2013 operasyonu yaptığı gün AK Parti’den istifa eden, sonrasında da FETÖ’cülere yoğun destek veren İçişleri Eski Bakanı İdris Naim Şahin’in adının ortaya çıkması sonrası yaşanan gelişmeler şüpheleri daha da büyütüyor. Soruşturma kapsamında aranan Alihan Kuriş’in kardeşi Hilmi Tuna Kuriş, deniz yoluyla yurtdışına kaçma hazırlığındayken 21 Ağustos 2026 tarihinde Muğla’nın Marmaris ilçesine bağlı Bozburun Mahallesi’nde yakalandı. Tuna Kuriş’in Muğla’ya götürülmesinde kullanılan 34 SL 313 plakalı aracın, San Sistem Lojistik Bilişim İletişim ve Güvenlik Sistemleri Limited Şirketi adına tescilli olduğu ve plakasının 2030 yılına kadar eski İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’e tahsisli bulunduğu belirlendi. Tuna Kuriş’in firarı için aracı kullanan kişinin ise şirketin tek sahibi ve müdürü olan Mehmet Özmen olduğu tespit edildi.
Olayın skandal yanı ise daha sonra ortaya çıktı, 34 SL 313 plakalı Volvo marka lüks araç 17 Aralık 2025 yıllık 1.000 TL’ye eski Bakan Şahin’e kiralanmıştı. Kendi açıklamasına göre, İstanbul’a geldiği zamanlarda aracı kullanıyordu. Eski Bakan Şahin adına kiralık olduğu için trafikte geçiş üstünlüğü, çakar kullanma gibi imkanlar sağlayan tahsis işlemi yapılmıştı. Yani araç kim tarafından kullanılırsa kullanılsın içinde Bakan Şahin varmış gibi trafik kontrollerinden muafiyet sağlanıyor, emniyet şeridini kullanabiliyor, trafik cezası da yazılmıyordu. Tuna Kuriş’in firar girişimi bu aracın suç örgütünün kullanımında olduğunu ortaya koydu. Bakan Şahin Alihan Kuriş’i, plakası adına tahsisli araçla firara kalkışan Hilmi Tuna Kuriş ve Erhan Yılmaz’ı tanımadığını fakat firarda kullanılan aracın kiralandığı şirketin sahibi Mehmet Özmen’i ise 10-15 yıldır tanıdığını açıkladı.
Şahin bu sözleriyle Süleymancılara yakın olmadığını anlatmaya çalışıyor. Belki Süleymancıları tanımıyor olabilir ama Mehmet Özmen’i yakından tanıyor.
PEKİ KİM BU MEHMET ÖZMEN? Kuriş
KUYTULCULAR-FETÖ İRTİBATI
Soruşturmayı yürüten savcılık kaynaklarından edinilen bilgiye göre; Alparslan Kuytul Suç Örügütü’nün dokuz sorumlusunun bağlantılarında Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) kapsamında adli işlem görmüş 24 farklı kişi tespit edildi. FETÖ irtibatlı bu dokuz sorumlunun, örgüt içerisinde internet, sosyal medya, teknik ekip, dergi, eğitim, muhasebe ve genel sorumluluk gibi alanlarda görev yaptığı açıklandı. Başsavcılık, bu bağlantıların niteliğini ve örgütsel bağ oluşturup oluşturmadığını araştırıyor.
Kuyumcu titizliğiyle yapılan soruşturmaları benzer ilişki içinde olanlara da mesaj niteliğinde...

1 hafta önce
37










English (US) ·