‘Aşk bana sıcak memleket mahsulü gibi geliyor’

1 hafta önce 54

Hakan Gence / Fotoğraflar: Muhsin Akgün/MAStüdyo

Oluşturulma Tarihi: Ağustos 22, 2026 07:00

Çocukluğundan beri hayali tiyatro sahnesinde olmaktı. Üniversitede okurken gittiği düğündeki akrabaları tarafından bir diziye yönlendirildi. Ekranda ilk başrolünü aldı. Ardından projeler birbirini takip etti. Elçin Zehra İrem’le buluşuyoruz. Safranbolu’dan İstanbul’a uzanan hayatını, oyunculuk yolculuğunu ve aşkı konuşuyoruz.

Haberlerimizi Google’da Takip Edin

Gelişmelerden anında haberdar olun.

Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Bu onunla ilk söyleşimiz. Çok yüksek enerjisi var. Şeffaf biri olduğunu söylüyor ve gerçekten sohbet ederken öyle, içinden geldiği gibi... Yeteneğinin yanında çok da güzel. Elçin Zehra İrem’in adını ileride daha sık duyabiliriz. Başlıyoruz muhabbete...

Elçin Zehra İrem; ne kadar uzun bir ismin var. Ünlü olmak için biraz zor değil mi?

Aslında soyadım Elçin. İkinci adım İrem.

Ama jeneriklerde öyle yazmıyor...

Şöyle anlatayım; annem Selanik göçmeni, babam İstanbullu. Ama Safranbolu’da doğup büyüdüm. Zehra ismi çevremizde çok vardı. Bir de bizim oralarda kalıplaşmış bir şey var; insanlara soyadlarıyla hitap ediyorlar. Bana da “Elçin” demeye başladılar. Buna alıştım. İstanbul’a gittiğimde de üniversitede, sınıfta iki Zehra vardı, ben de “Bana ‘Elçin’ diye hitap edebilirsiniz” dedim. Sonra ilk rol aldığım işte de jenerikte isim sıralaması böyle oldu ve böyle devam etti. Çevremdekiler tını olarak bunu seviyor, ben de seviyorum.

‘Aşk bana sıcak memleket mahsulü gibi geliyor’

Altı senedir seni dizilerde görüyoruz. Peki, sen kimsin?

Annem ve babam otelci. Yaklaşık 20 senedir Safranbolu’da bir otelimiz var. Şimdi babam ikinciyi açtı. Abim turizm meslekten mezun. O da orada babamla kalmayı tercih etti. Ben İstanbul’dayım.

Nasıldı Safranbolu’da büyümek?

Çok güzeldi. Mahalle kültürünü çok seviyorum. Belki bir dönem Cihangir’de yaşama sebebim de
bu olabilir. Biz orada kaldırımda oturup sohbet ederek büyüdük, çok severiz. Cihangir’de de o duygu vardı. Şimdi Caddebostan’dayım ve orada da komşuluk çok tatlı.

Ailede hiç oyuncu yok muydu?

Hiç yok. Ben küçükken sürekli tiyatro oyunlarına giderdim.
O oyunlardan ve izlediğim oyunculardan etkilendim. Diziler ve televizyon gibi bir seçenek zaten o yaşlarda ve Safranbolu’dayken aklıma gelmezdi. Ortaokul ve lisede hep tiyatro gruplarındaydım. Üniversitede sanat ve kültür yönetimini kazanınca İstanbul’a gittim.

Sonra ne oldu, yaptın mı
tiyatro?

Çok istedim ama tabii bu işlerin tanınırlıkla ya da ne bileyim ünlü olmakla ilgili olduğunu bilmiyordum. Yeteneğin varsa ve bir şeyi canı gönülden istiyorsan çıkar sahneye oynarsın diye düşünüyordum. Bunun böyle olmadığını anladım. Tam o dönemde pandemi başladı. Okullar kapanınca Safranbolu’ya geri döndüm. Derslere çevrimiçi devam ettim. Sonra babam beni otelin başına geçirmek istedi. Ben de kabul ettim.

Ama şimdi buradasın, nasıl oldu?

İstanbul’da ailece bir düğüne gittik. Benim tiyatro aşkımı da bütün akrabalarım bilir. Yaşım küçükken bile, herkes evdeyken mutlaka onlara bir şeyler oynardım. Bu bilindiği için düğünde beni gören uzak bir cast direktörü akrabamız bana “Sen tiyatro oynuyormuşsun. Bir dizi var, seni oraya almak istiyorum” dedi. Ben dizi setinde hiç olmadığım için onu da tiyatro oyunu gibi oynayacağımı zannediyordum. ‘Tamam, deneriz, olursa olur’ diye düşündüm. Yapım şirketine gittik, ezberleyeceğim metinleri verdiler. 19 yaşımdaydım. Karakterimin bir çocuğu vardı. Beni seçmeler için içeri aldılar ve “Çok genç” dediler. Yine de oynamama izin verdiler. Duygularımı yansıttığım bir yerdeydim ve seçildim. ‘Hicran’ dizisinde başrol oldum, Kanal D’de günlük yayımlanıyordu. 160 bölüm çektik. Oradan çıktıktan sonra artık oyunculuk konusunda doluydum. Ardından ‘Kardeşlerim’, ‘Zamanın Kapıları’, ‘Hudutsuz Sevda’, ‘Sevdiğim Sensin’ oldu. Şimdi de ‘Altı Üstü İstanbul’ devam ediyor.

‘Aşk bana sıcak memleket mahsulü gibi geliyor’

‘Her şeyi kafaya takan biriysen çok yıpranırsın’

Oyunculuk dünyasında seni en çok şaşırtan şey ne oldu?

İlk başladığım zamanlarda beni en çok uzun çalışma saatleri şaşırtmıştı. Şimdi hayranların birlikte fotoğraf çektirebilmek için bazen 12 saat boyunca setin önünde beklemelerine şaşırıyorum. Bu ilgi beni çok mutlu ediyor ama ya bir aksilik olur da onlarla fotoğraf çektiremezsem diye düşünüp üzülüyorum.

Oyunculuk dünyasının en zor yanı neydi sence? Yoksa göründüğü kadar tatlı mı gerçekten?

Tatlı bir dünya olmasını istiyorsan hiçbir şeyi umursamadığın bir kafada olmalısın.
Her şeyi kafaya takıp çok düşünen biriysen bu sektörde çok yıpranırsın.

Ne gibi şeyler bunlar?

Mesela babama bile bazen kötü şeyler yazabiliyorlar. Bunu kaldırabilecek misin? Çünkü seni eleştiren de yücelten de olabiliyor; hakkında hiçbir şey bilmeden konuşan, iyi niyetli olmayan insanlarla da karşılaşabiliyorsun. Buna okey misin? Mesela kötü bir karakteri oynadığım zamanlarda çok fazla saldırı vardı. Bazen insanlar gerçekle diziyi ayırt edemiyorlar. Oysa o benim sadece işim.

Bu linç kültürüyle barıştın mı?

Açıkça söylemek gerekirse yorumları okuyorum ama hiçbir şey de hissedemiyorum. Nedenini bilmiyorum. Bu çok enteresan. O yüzden linç kültürüyle tanıştım ama hiç takılmadım. Bu da herkesin kolay yapabileceği bir şey değil, zor bir şey.

‘Alışkanlıktan daha çok aidiyet’

Oyunculuğa başrolle başladın. Buraya gelmenin ne kadarı güzellikti, ne kadarı yetenekti sence?

Sadece güzellik olduğunu düşünmüyorum. Görüntü avantaj bile olsa kimse bu zamana kadar beni deneme çekimi yapmadan işe almadı. Ben hep metnime çalıştım, karakterin derinlerinde yaşamaya çabaladım. Mesela şu an oynadığım karakter için bir oyuncu arkadaşım zaten seçilmiş. Ben de bunu sete çıktığımda öğrendim. Diğer işimin bittiği duyulunca beni çağırdılar. Deneme çekimine girdim ve “İki saat sonra başlıyoruz” dediler. O yüzden yetenekle ilgili olduğunu düşünüyorum.

Daha çok gençsin ama yüzünde estetik var mı?

Estetiğim yok fakat mezoterapi yaptırmayı seviyorum.

Peki, altı yılda aşk hayatında neler oldu?

Benim çok ilişkim olmadı. İstanbul’a ilk geldiğim zamanlar biriyle tanıştım, o 6 yıldır hayatımdaydı. Ama şu an kimse yok, sadece işime odaklıyım.

Geldiğin noktada aşk sana ne ifade ediyor?

Aşk bana sıcak memleket mahsulü gibi geliyor. Değil mi?

O ne demek, anlamadım ki!

Ben mesela çay sevmem. Ama bizim evde her gece çay demlenirdi ve annemler içerdi. Ben de bardağa koydururdum. Hep yanımda çay dururdu. Şimdi tek yaşarken de o çay demleniyor ama ben çay içmiyorum. Aşk böyle bir şey bence. O çay demleniyor evde. Alışkanlıktan daha çok aidiyet. Ait hissetmek. Anlatabildim mi
ne demek istediğimi?

Sanırım... Aşka bakışın ne şimdi?

Aşk bana çevremden dolayı değersiz geliyor şu an. Çevremde görüyorum ve benim bildiğim aşk böyle bir şey değil. Ben annemle babamın aşkını biliyorum. Ayrılmaz bir ikili gibiler, ne olsa beraberler. Onlardan öğrendiğim sevgi sebebiyle de ben bu konuda aslında biraz sıkıntı yaşıyorum.

‘Aşk bana sıcak memleket mahsulü gibi geliyor’

‘Sevmek hiçbir şeyi hesaba katmaaktır’

Yeni projelerin neler?

‘Altı Üstü İstanbul’ devam ediyor. Farklı dünyaların farklı hayatlarını anlatıyor. Aşklar, ilişkiler, dostluklar var. Benim canlandırdığım Naz karakteri kendi problemlerini çözmekten daha çok insanların problemlerini kendine dert edinen biri. Sevginin, aşkın, gerçek arkadaşlığın ne demek olduğunu öğreniyor. Aslında o sevilmeyi bilmiyor, sevilmeyi öğreniyor. Ben nasıl sevilir öğrenmişim ama bazen insanların sevgi tarzlarına yabancılaşıyorum. O açıdan biraz ayrışıyoruz. Benzediğimiz yanımız da bence şu: Naz karakteri gerçekleri hep şeffaf bir şekilde söyleyen biri. Ben de çok şeffafım, bu huyumu seviyorum.

Dizide kültürel ve maddi farkları olan gençlerin aşklarını görüyoruz. Sence aşk böyle ayrımlar tanır mı?

Âşık olduğunda bunların hesabını yapamazsın. Sevmek hiçbir şeyi hesaba katmamaktır. Sonuyla ilgilenmezsin.

Sana dönersek, Elçin’i hiç tanımayan birine kendini üç kelimeyle nasıl anlatırsın?

Açıkçası karşı tarafa bu soruyu sorsak daha sağlıklı olur. Ama şunu net bir şekilde ifade edebilirim; çok şeffaf bir insanım. Mesela babam “Kızım herkese her şeyi anlatıyorsun” der ama böyleyim.

En gizli zevkin nedir?

Sürekli çizgi film izliyordum, yeni bıraktım. Hep o eski zamanlara gitmek ve o anları hatırlamak için izliyorum. Bir de annem evde ben küçükken ses sistemiyle hep şarkı açardı. Ben de öyleyim. Nostaljik 60’lar müziğini dinlemek gizli zevkim.

Habere git