AK Parti MYK sonrasında açıklamalarda bulunan AK Parti sözcüsü Ömer Çelik sanal bahis operasyonları, Suriye'deki son durum ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin son zamanlardaki faaliyetlerine değindi. SDG'nin Suriye için büyük bir tehdit olduğunu söyleyen Çelik, " Doğru olan yöntem, herkes açısından doğru olan yol, 10 Mart Anlaşması’nın uygulanması ve silah bırakmanın sağlanmasıdır." dedi.
İşte Ömer Çelik'in açıklamalarından satırbaşları:
Bu bahis ve sanal kumar meselesi, toplumumuzu çürüten, yozlaşmaya sürüklemeye çalışan teşebbüs ve uygulamalara dönük ciddi bir tehdittir. Bu nedenle MYK’mızın da bu gündemi yakından takip etmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Bahis ve sanal kumar meselesi adeta bir pandemi halini almıştır. Dünyanın her tarafında olduğu gibi maalesef ülkemiz de bundan etkilenmektedir. Hatta bazı aile facialarının ve maalesef bazı intiharların arkasında bu ve benzeri yanlışlıkların olduğunu çeşitli şekillerde tespit ediyoruz.
Tabii ki bununla ilgili bir eylem planımız vardır ve en güçlü şekilde mücadele edeceğiz. Hem siyaset kurumu olarak hem de hükümet ve kabine olarak yapılması gerekenler, Cumhurbaşkanımızın talimatları doğrultusunda ortaya konulmuştur. Bir eylem planı çıkmıştı; ancak bundan sonraki süreçte bunun daha yoğun, daha sıkı bir şekilde takibiyle ilgili olarak partideki ilgili birimlerimiz, MYK’mız ve tüm mekanizmalarımız üzerine düşeni yapacaktır.
Burada özellikle sanal kumar ve bahis gibi meselelerde tavizsiz davranılması gerektiğinin altını çiziyoruz. Bu, toplumumuza dönük bir yozlaşma ve çürüme yayma girişimidir. Milli güvenlik problemi desek yeridir. Aynı zamanda bir ahlak problemidir. Toplumsal güvenlik, toplumun geleceği ve gelecek nesiller açısından da son derece önemli bir meseledir.
Bugün elimizdeki cep telefonları ve çeşitli teknolojik imkânlar sayesinde bu tür zararlı içeriklere daha kolay ulaşılabilmesi, tehdidin büyüklüğünü artırmaktadır. Bu nedenle hukuk çerçevesinde en sert ve en tavizsiz mücadelenin, hem devletin imkân ve kabiliyetleriyle hem de siyaseten oluşturulması gereken hassasiyetler ve stratejiler temelinde ortaya konulacağını ifade ediyoruz.
Tabii ki 8 Aralık günü bölgemiz için son derece önemli bir gündür. Suriye devriminin ve kardeş Suriye’nin hürriyet günüdür. Yıllarca Esad rejiminin katliamları altında inleyen Suriye halkı, 8 Aralık günü hürriyetine kavuşmuştur. Bir yıl içerisinde birçok meydan okumaya ve provokasyona rağmen, geleceğe yürüme konusundaki iradesini güçlü tutmaya çalışmaktadır.
Türkiye, burada meseleye sadece bir güvenlik sorunu olarak yaklaşmadığını; ekonomik istikrarın sağlanması, Suriye’de okulların yeniden yapılması ve hayatın normalleşmesine yönelik güçlü bir yaklaşım ortaya koyduğunu göstermiştir.
Cumhurbaşkanımız, bugün sabah ve öğle saatlerinde yaptığı konuşmada; pek çok kişinin ölümden kaçarak ülkemize sığınmış kardeşlerimizi, Esad rejimi hâlen iş başındayken, rejimin sözde bazı açıklamalarına referans verilerek geri göndermeye çalışan anlayışın karşısında durmuştur. Özellikle herkese hatırlatmak isterim ki 14–28 Mayıs seçimleri sürecinde, Cumhurbaşkanımızın karşısındaki aday, buradaki misafirlerimizin gönderilmesi gerektiği yönünde bir kampanya yürütüyordu.
Bazı anketçiler de bu söylemin karşılık bulduğunu, Cumhurbaşkanımızın “Hayır, biz bunları ölüme gönderemeyiz” sözünün seçimlerde aleyhine olacağını ifade ediyorlardı. Hatta bilindiği üzere seçimler ikinci tura kalmıştı. O kritik dönemde, Cumhurbaşkanımıza bu söyleminden vazgeçmesi ve seçim sonuçlarını olumsuz etkileyecek bir durum oluşmaması için daha farklı bir tutum alması gerektiği yönünde telkinlerde bulunuldu. Ancak Cumhurbaşkanımız o süreçte ahlaki duruşunu hiçbir zaman bozmadı. Neticede de o kardeşlerimizin hiçbir zaman yalnız bırakılmayacağını ortaya koydu.
Suriye üç tane tehditle karşı karşıya bırakılıyor kendi içerisinde.
Bir tanesi Esad artığı bir takım unsurların Lazkiye bölgesinde mevcut Suriye yönetimine karşı bir takım kalkışma planlaması.
İkincisi şunu söylemek isterim Lazkiye bölgesinde biz Alevilerin Şiilerin hakkını savunmak üzere terör eylemi yapanları kast ediyorum hiçbir şekilde Suriye'deki Alevi kardeşlerimizle Şii kardeşlerimizle bir ilgisi yok. Bunlar Esad'ın katliamcı rejimini bir şekilde diriltmek isteyen unsurlar. Bu Şebbiha unsurlarıyla Alevi Şii kardeşlerimizi birbirine karıştırmak çok vahim bir hata olur.
Gerçekten Alevi kardeşlerimize Şii kardeşlerimize Nusayri kardeşlerimize dönük olarak dönük olarak yanlış yaklaşım olursa biz bunun karşısında oluruz.
İkinci tehdit güneyde hiçbir şekilde Dürzi kardeşlerimizi temsil etmeyen Siyonist yanlısı bir kanaat önderi var.
Üçüncü tehdit SDG Terör Örgütünün ortaya koyduğu faaliyetler. Yaptığı işi Kürtlerin kazanımı olarak sunması tıpkı Lazkiye'deki Güneydeki Dürzi Bölgesi'ndeki gibi yanlıştır. Suriye'de terör eylemi yapanlar rejimi diriltmek istiyor. SDG Suriye'de büyük bir tehdit. 10 Mart Anlaşması silah bırakmayı öngörüyor.
Yakın zamanda birkaç haftadır şöyle bir eğilim ortaya çıktı. Süreçten yana olduğunu söyleyip AK Parti'yi suçlamak. Cumhur İttifakını suçlamak. AK Parti'ye ödev vermek. AK Parti'ye karşı olduğunu özellikle belirtmek zorunda olduğunu hissetmek gibisinden bir eğilim ortaya çıktı. Burada tabi partimize dönük bir takım cümlelerin kurulduğunu haksız ve siyasi iftira anlamına gelecek bir takım değerlendirmeleri görüyoruz. Tabi ki bunların hepsine verecek cevabımız var. Ama dediğim gibi süreci karşıda gözüküp de bir takıp siyasi iftiralarla yoldan çıkarmaya çalışanlar olduğu gibi süreçten yana gözüküp odağımızı kaybettirmeye çalışanlara karşı da hassas olmalıyız. Ana yol da tutmalıyız süreci.
Bir diğer gündem maddemiz ise şudur: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, bilindiği üzere bazı ülkelerle münhasır ekonomik bölge anlaşmaları yapmaktadır. En son Lübnan ile böyle bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma baştan sona hukuksuzdur.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin yaptığı şey tamamen işgalciliktir; başka bir şey değildir. Bu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarını gasp etme girişimidir.
Şimdi, tabii ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok saymaya, Türkiye’yi görmezden gelmeye çalışan hiçbir yaklaşımın burada bir geleceği olmayacaktır. Bunu net bir şekilde ortaya koyuyoruz.
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu faaliyetlerini yakından takip ediyoruz. Son zamanlarda Rum kesiminin, sadece Rumların yaşadığı bir bölge olmaktan çıkarılarak bazı ülkelerin askerî üssü ve karargâhı hâline getirilmeye çalışıldığını da görüyoruz. Bunlar beyhude çabalardır.
Bu konu Lübnan’da da tartışılmaktadır. Çünkü söz konusu anlaşma, Lübnan’ın deniz yetki alanları açısından ciddi bir kayba yol açmıştır. Bu nedenle Lübnan siyasetinde de “Bu neden ortaya çıktı?” soruları sorulmaktadır. Bazı yorumcular, Avrupa Birliği’nin 1 milyar avroluk bir yardım paketi üzerinden bu sürecin şekillendiğini ileri sürmektedir. Biz böyle bir kanaat ortaya koymuyoruz; ancak Rum kesiminin, söz konusu 1 milyar avroluk yardım paketi üzerinden Lübnan’ı istismar etmeye çalıştığı yönünde değerlendirmeler yapılmaktadır.
Önümüzdeki dönemde Avrupa Birliği Konsey Dönem Başkanlığı’nı üstlenecek olan Rum kesiminin, bu işgalci yaklaşımını tüm Akdeniz’i kapsayan bir “Akdeniz anlaşması” şeklinde genişletmeye çalışacağına dair bazı haberler de çıkmaktadır. Bunu açık ve net bir şekilde ifade edelim: Bu bizim açımızdan gayrimeşrudur.
Avrupa Birliği, yıllarca Güney Kıbrıs Rum kesiminin şımarıklığına direnememiş, bu şımarıklığın peşinden sürüklenmiştir. Ancak gelinen noktada bu tutum, yalnızca Güney Kıbrıs Rum kesiminin şımarıklığı olarak kalmaz; Avrupa Birliği’nin güvenlik mimarisinin ana kolonlarına ağır bir darbe vurur.
Biz hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik haklarının yok sayılmasına asla müsaade etmeyiz hem de Türkiye’nin bu şekilde görmezden gelindiği bir tabloyu kabul ederiz ne de bunun hayata geçirilmesine izin veririz.
Bu vesileyle şunu da kayda geçirmek isterim: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Akdeniz’deki yetki alanlarını ve kendi egemenliği içindeki sahaları yeniden belirleme ve ilan etme hakkına her zaman sahiptir. Birleşmiş Milletler kararlarının da açık bir şekilde ortaya koyduğu üzere, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bu tutumu açıkça işgalci bir yaklaşımdır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan Suriye'ye gidecek mi?
Sayın Cumhurbaşkanımız Suriyeli kardeşlerimizle buluşmak. Onları Suriye topraklarında ziyaret ederek tebrik etmeyi arzu ediyor. Ama yakın bir planlama yok. Şuan da herhangi bir takvim oluşmuş değil.
TSK konvoylarının Suriye'deki hareketi
Türk Silahlı Kuvvetlerimizin konvoylarıyla ilgili görüntüler doğrudur. Bunlarda bir olağanüstü durum yok. Orada epeydir görev yapan birliklerimizle yeni birliklerimiz yer değiştiriyorlar.

3 ay önce
39










English (US) ·