24 yıllık hasret bitti... Şimdi sahne bizim

2 saat önce 45

Ama dürüst olalım...

Yıllar sonra kimse ilk maçın skorunu hatırlamayacak.

Herkes bir fotoğrafı hatırlayacak...

Bir gol sevincinin görüntüsünü...

Bir futbolcunun centilmenliğini...

Bir otobüsü...
Bir takımın rozetini...
Bir konvoyu...

Daha ilk düdük çalmadı ama turnuvanın hikâyeleri çoktan sahaya çıktı bile.

Mesela Curaçao.

Nüfusu İstanbul’un
birçok ilçesinden daha küçük bir ada ülkesi.

Takım otobüslerini gördünüz mü? Viral oldular.

24 yıllık hasret bitti... Şimdi sahne bizim

Bir yanda milyar dolarlık futbol ekonomisi; son model, klimalı, lüks, deri koltuklu otobüslerle maçlara giden “elit” futbolcular, diğer yanda 1980 model, Amerikan tarzı, penceresiz, mavi renk bir okul otobüsü tercih eden mütevazı bir ada takımı.

Dünya Kupası’nın en güzel tarafı bu işte: Aynı sahaya hem devleri hem hayal kuranları çıkarabilmesi.

İran’ın hikâyesi ise çok daha ağır.

ABD ordusu savaşın daha ilk günlerinde bir kız okuluna saldırmış, 168 çocuk hayatını kaybetmişti.

İşte İran kafilesi, bu saldırıda hayatını kaybeden kız çocuklarını anmak için yakalarına taktıkları “168” rozeti ile indi Meksika’ya.

24 yıllık hasret bitti... Şimdi sahne bizim

Anlayacağınız sadece kramponlarını değil, ülkelerinin acısını da beraberlerinde getirmişlerdi.

Ve Norveç...

Sanırım turnuvanın en eğlenceli girişini onlar yaptı.

30 yıl sonra Dünya Kupası’na sıradan bir takım fotoğrafı ile değil “Vikingler” olarak döndüler.

24 yıllık hasret bitti... Şimdi sahne bizim

Fotoğrafa yeterince uzun bakınca Haaland’ın kuzey denizlerinden yeni dönmüş bir savaşçı olduğunu düşünüyor insan.

Kupanın bir başka güzelliği de bu işte: Bir ülke sahaya sadece futbolunu getirmiyor; tarihini, hafızasını ve kültürünü de getiriyor.

Ve gelelim bize...

O nasıl bir uğurlamaydı öyle...

Havalimanına giden yol boyunca Türk bayraklarıyla süslenmiş onlarca araç konvoy yaptı. Ama Türkiye’de futbolu bilen herkes o konvoy görüntüsünde başka bir şey daha gördü: Sabır ve azim.

Çünkü Türkiye, Dünya Kupası’nı 24 yıldır uzaktan izliyordu. Öyle ki 2002’de bronz madalya kazanan takımın maçlarını babasının omzunda izleyen çocuklar bugün kendi çocuklarını
okula götürüyor.
Aradan geçen yıllar boyunca her elemede umutlandık ama olmadı! Ta ki bu yıla kadar.

İşte bu yüzden o konvoy sadece görsel bir şölen değildi.

O konvoyda biraz hasret vardı.

Biraz inat vardı.

Biraz da yıllardır ertelenen bir randevunun heyecanı...

Şimdi o dev stadyumların ışıkları yanacak, ilk düdük çalacak ve top yuvarlanacak.

Sahadaki her forma acısını, inancını, umudunu... Kendi hikâyesini de arkasında taşıyacak.

Ve “biz” iyi ki de döndük; kendi hikâyemizi yeniden yazmaya ve bu hikâyeyi bu kez zaferle mühürlemeye...

DEVİR DEĞİŞTİ E TABİİ ÇELİK DE

YILLAR önce “Gel yârim ol, sevdalım ol, dertlerimin dermanı ol” diye sesleniyordu hercaisine.

Aradan yıllar geçti. Bugün dertlere derman olan, şarkıyı söyleyenin ta kendisi.

Evet, şarkıcı Çelik’ten bahsediyorum.

Yıllardır konser gelirleriyle veresiye defterlerindeki borçları kapatıyor, ihtiyaç sahiplerine destek oluyor, ramazan ayında gıda kolisi dağıtıyor, Kurban Bayramı’nda et...

Bu kez Samsun’dan geldi haber. Geçimini kâğıt toplayarak sağlayan bir kadınla sokağa çıkmış Çelik; konteynırlardan karton, plastik vs. toplamışlar, sohbet edip, öğle yemeği paylaşmışlar. Geri dönüşüm konusunda da bir farkındalık yaratmışlar beraber.

İtiraf edeyim; çok etkilendim.

Çünkü bazen yardım etmek yalnızca para vermek değil karşındakine “Seni görüyorum” demektir. Çelik sadece görmekle de kalmamış, saygı duruşunda bulunmuş sokaktaki emekçilere.

Bu tür haberlerin paylaşılmasını eleştirenler de var. “İyiliğin reklamı olmaz” diyorlar.

Ben aynı fikirde değilim.

Kötülüğün bu kadar görünür olduğu bir çağda, iyilik de gizlenmemeli. Zira tam tersine iyilik görünür olunca daha da bulaşıcı olabiliyor.

Belki bu yazıyı okuyan biri, bir ihtiyaç sahibine yardım etmeyi düşünüyor şimdi. Belki bir esnaf bir veresiye defterini siliyor. Belki de yıllardır yanından geçip gittiği insanlara başka gözle bakmaya başlıyor.

Bu yüzden Çelik’i yalnızca yaptığı yardım için değil, iyiliğin görünür olmasına sunduğu katkı için de alkışlıyorum.

GORİL DE OLSAN KAPI AYNI KAPI

JAPONYA’da bir hayvanat bahçesinde yaşayan, dünyanın en ünlü gorillerinden Kiyomasa, eşiyle girdiği tartışmanın ardından kafesten atıldı. Gorilin kapı önünde yalnız ve düşünceli halleri sosyal medyada pek bir ilgi gördü.

Nasıl görmesin?

Bakın bir fotoğrafa. Çok tanıdık değil mi?

24 yıllık hasret bitti... Şimdi sahne bizim

Ah be Kiyomasa kardeşim...

Hiç mi düşünmedin sonunu?

Üç dakika önce ormanın kralıydın.

Bak şimdi mahallenin dayıları gibi oturmuşsun girişe... Ufka bakıyor, hayat muhasebesi yapıyorsun.

Duruşundan belli. Kavgayı kazandığını sanmışsın. Ama finalde dışarı konan sen olmuşsun.

E, dişisiyle inatlaşır mı goril dediğin?

Benden sana bir tavsiye, sakın unutma: “Doğada güçlü olan değil, barınağın anahtarını elinde tutan kazanır.”

Habere git