Sevgili dostum Yücel Okutur’la Köyceğiz-Dalyan kanallarının 2500 yıllık muhteşem coğrafyasında sohbet ediyoruz.
Yücel aynı zamanda Dalaman, Ortaca ve Köyceğiz Turizm Otelciler ve Turistik İşletmeciler Derneği Başkanı’dır.
O nedenle konu her zaman turizm ve doğa üzerine sohbete gelir. Ve işte tam o sohbet sırasında elinde bastonuyla babası Ramazan Bey yanımıza geliyor.
Yücel, “Babamın doğum günü” diyor.
-Kaç yaşına giriyor?
-Tam 100 oluyor. Kendisi Köy Enstitüsü mezunudur.
“100 mü?”
İçimden ‘ne kadar sağlıklı’ diye düşünürken;
Yücel anlamış olacak ki;
“Evet, dün sağlık kontrolüne girdi. Maşallah turp gibi çıktı...”
Ramazan Baba, Karaman’ın İlisıra Köyü’nden;
Yokluk ve yoksulluğun sarp yollarından çıkıp bir dünya kurmuş ve 4 evlat yetiştirmiş. Her biri kendi alanında başarılı olmuş. Kimisi mühendis, kimisi üniversite hocası, kimisi doktor olmuş.
Uzun bir sohbet yapıyoruz. Daha sohbetin başında karar veriyorum:
Bir bölümünü sizinle paylaşacağım.
Elbette böylesine sağlıklı ve uzun yaşamının sırlarını...
Ve elbette Köy Enstitüleri’nin Cumhuriyet, eğitim ve kalkınma için kendi döneminde nasıl muhteşem bir proje olduğunu örnekleriyle aktaracağım...

2- DOKTORLAR DA ŞAŞIRDI: “VİTAMİNE BİLE İHTİYACI YOK”
Önce 100 yaşındaki sağlık mucizesinin sırlarına geliyorum.
Öyle ya;
Ramazan Baba’da müthiş bir hafıza var. Eğitim gördüğü okula nasıl öğretmen olduğunu anlatırken, bir ara kanunun numarasına kadar hatırlıyor.
Hatta son kontrolde doktorlar, “Vitamine bile ihtiyacın yok” demişler.
Soruyorum:
- Hocam size maşallah diyoruz. Peki böylesine sağlıklı ve uzun yaşamın sizdeki sırrı nedir?

3- “SÜREKLİ OLARAK YÜRÜDÜM”
Ramazan Okutur, 100 yaşındaki bir öğretmen olarak tane tane ve madde madde anlatıyor.
“Evet. Her şeyden önce çocukluğumdan beri hep yürüdüm. Şehirler arası dışında hiç vasıta kullanmadım. Hâlâ da Göztepe’den Kadıköy’e yürürüm. Yani 1’inci madde yürümektir. Yürüyeceksiniz.”
“2’nci madde; hep kendi yetiştirdiğimiz sebzeyi meyveyi yedik. Organiktir. İlaç, kimyasal yoktur.
3’üncü madde; hayatım boyunca ağzıma içki ve sigara değmemiştir. Alkol ve sigara olmayacak.
4’üncü madde; gece hayatı ve uykusuzluk olmayacak. Beden kendi doğasına göre uyuyacak, çalışacak. Yani Allah’ın size verdiği doğaya ve güneşe göre yaşayacaksınız.
5’inci madde; ne yaparsanız yapın severek yapacaksınız. Bu da akıl ve ruh sağlığını sağlar. İdealiniz ve hayaliniz olacak. Severek, isteyerek çalışmak en güzel ruh vitaminidir. O da sağlığın anahtarıdır.”
100 yaşına sağlıkla giren, hâlâ yürüyüşler yapan, marketten alışverişini yapan Ramazan Hoca’nın uzun ve sağlıklı yaşam listesi bu.

4- SABAH KALKINCA ÜZERİMİZDE 3 PARMAK KAR
Şimdi beni gerçekten çok etkileyen hikâyeye geliyorum. Savaştan çıkmış, İkinci Dünya Savaşı’nın yokluk yıllarına düşmüş genç Cumhuriyet nasıl ayakta kaldı ve kalkındı? Ramazan Okutur, 1942’den başlayarak anlatıyor. Uzun ve meşakkatli bir hikâye bu. Küçük alıntılarla özetleyeceğim.
Önce şu 3 manşeti vermeliyim:
1- “Ereğli İlçesi’ndeki İvriz Köy Enstitüsü’ne gidince baktık ki ortada okul yok. Bir kaba inşaat var. Yatakhanelerin birisinin çatısı açık, diğeri kapalı. Biz, 100 kişiyiz. Bir gece kapalıda, bir gece açıkta uyuyorduk. Açıktayken sabah kalkıyoruz, battaniyelerimizin üstü 3 parmak kar.”
2- “Hocalarımız hemen binaların arkasında bir tarla belirlediler. Oraya ziraate başladık. Zaten köy çocuğuyuz; ekip biçmeyi biliyoruz. Ama ilmi olarak bize hem ektiriyorlar hem de öğretiyorlardı. Böylece okulun bahçesinde kendi yiyeceklerimizi yetiştirip yemeye başladık. Zaten ikinci dünya savaşının yokluğu var.”
3- “Bir yandan da okulumuzu yapıyoruz. Ancak Alman, Rusya’ya dayanmış. Bir gün okul müdürümüz bizi topladı. Dedi ki: ‘Çocuklar savaş kapıya dayandı. Yokluk bastırdı. Artık sizi köylerinize göndereceğiz.’ Dünyamız yıkıldı. Aradan biraz zaman geçti. Müdür Bey, müjdeyi verdi. Gerek yok, kalıyorsunuz. Çünkü savaş bitmişti. Böyle okuduk.”
5- OKULU BİTİRİNCE KÖYE DÖNMEK MECBURİDİR
Hep sorardım: “Savaştan çıkmış fakir bir ülke. İkinci Dünya Savaşı’nın yokluklarına maruz kalmış bir devlet nasıl başardı? Bu insan gücünü nasıl yetiştirdi?”
Cevabı o günleri yaşayan Ramazan Okutur’dan öğreniyorum: “Neyse okulumuzu bitirdik. Artık Köy Enstitüsü mezunu öğretmen olmuştuk. Herkes bir okula göreve gidecekti. O sırada müdür muavini İhsan Bey vardı, gittim dedim ki; ‘Hocam ben köyüme gitmek istemiyorum. İzmir tarafına gitmek istiyorum. Müdür Bey şöyle bir sert baktı. Ve dedi ki: ‘Yok öyle şey. Köy Enstitüsü’nün gayesi herkes burada öğrenecek, köyüne gidecek ve köyünü kalkındıracak.’ Öyle deyince sesimi çıkartmadan köyüme döndüm. Ama o arada biz zaten bulunduğumuz okulu kalkındırmıştık.”
Ramazan Okutur’un bu sözlerinden şimdi anlıyorum ki; Cumhuriyet’in sefalet ve cehaletle mücadelesi böyle olmuş. Yani eğitim ordusuyla.
Sonrasını Ramazan Hoca’mızdan dinleyelim: “Orada 5 yıl okuduk. Mezun olduk. Sonra köyüme döndüm. Gittim baktım ki okul çok kötü durumda. Öğretmen olmuştum. Okulun etrafını yaban otları sarmış. Hemen topladım. Ziraat için otlar temizlendi. Yağmurda yağışta çamur olmasın diye okul yoluna taşlar döşendi. Ve ziraati de eğitimi de başlattık.”

6- 10 YIL KÖYÜMDE ÖĞRENCİ YETİŞTİRDİM
Ramazan Baba’nın anlattığı o kadar çok hikâye var ki... Mesela bekâr olduğu için ahali okula kızlarını göndermiyormuş. O nedenle evlenmiş. Daha ne hikâyeler...
Şimdi düşünüyorum da...
Bugün eğer böylesine muazzam bir devletin sahibiysek; Son yıllarda kendi savunma sanayimizi, milli teknolojimizi geliştirmek için gençlerimizi seferber edebiliyorsak; Eğer dün yazdığım gibi gençlerimiz dünyada bilgisayar ve yapay zekâ konularında madalyalar alıyorsa;
Eğer bugün dünyanın en gelişmiş İHA’larını, SİHA’larını, donanmasını, uçak gemisini, solunum cihazlarını, uydularını, Altay tanklarını, Hürjetleri, kendimiz yapabiliyorsak; İşte bu aynı ruh ve bilincin devamıdır.
Bugün geldiğimiz bu nokta; Kurtuluş ve kuruluş mücadelesinin; Yani;
Bir büyük medeniyet mücadelesinin sonucudur.

1 hafta önce
44










English (US) ·